Hükümet, yarım yamalak işlerde çalışanlara “borçlanma hakkı” diye bir paket sununca kafalar yine güzel karıştı. Yarım gün çalışıyorsun, tam gün primin yatmıyor, emeklilik hayallerin ise hâlâ 90’larda. Borçlanma hakkı diyorlar ya, tam Türk işi çözüm: Nasıl olsa açığı para ile kapatıp devlete “borcumuz olsun” diyeceğiz.
İstanbul’da 2023’te bir kafede part time garsonluk yaptım, haftada 20 saat, sigortam full yatmadı. Patron “Abi bu kadarına imkân var, gerisi Allah’a kaldı” dedi. Şimdi devlet diyor ki “Aradaki açığı borçlan, ileride öde, gününü doldur.” Yani devletle taksitlendirme oyunu, ama vade farkı acımasız.
Rakamlar net: Bir ayda tam 30 gün yerine, diyelim 15 gün sigortan yatıyorsa, kalan 15 gün için SGK’ya dilekçeyle başvurup “Beni borçlandırın” diyorsun. Sonra güncel prim bedeliyle aradaki fark kadar ödeme çıkarıyorlar. 2026’da bu primler aylık 6 bin lirayı geçti, hesap makinesiyle dost olman lazım. Borçlanma ödemesi yapınca o günler emekliliğe sayılıyor, sigortalılık süresine ekleniyor.
Parası olan için harika sistem. Öğrenci, yeni mezun, ev geçindiren biriysen zaten cebin delik, “borçlanmak” lafı bile sinir bozucu geliyor. Zenginlere “Bir avuç daha borç al, emekli ol,” fakire ise “Boşver, ömrün varsa çalışmaya devam et,” deniyor. Aradaki adaletsizlik gözünün önünde.
Devlet yine günü kurtaran bir formülle “Herkesin eşit şansı olsun” diyor ama cebinde parası olmayan için bildiğin kuru laf. Paris’te yaşayan kuzenim anlatıyor, orada part time olunca devlet günleri otomatik olarak tamamlıyor, bizde ise “Borcunu biriktir, topluca öde” kafası çalışıyor.
Bunun yanında, işveren de rahat. Çünkü nasıl olsa eksik yatırdığı sigortanın acısı çalışandan çıkıyor. Sonrasında da yasal sorumluluk yok. Çalışanın iki dudağı arasında: Borçlanırsan günün tamam, borçlanmazsan “Sen bilirsin, emeklilikte görüşürüz” muhabbeti.
Benim gördüğüm, bu borçlanma hakkı işçiye değil işverene yarıyor. Devlet de kasasına tıkır tıkır para girişi sağlıyor. İşçi ise 25’inde, 35’inde borçlanmayı bırak, yarım kilo kıyma alırken hesap yapıyor. Lafı uzatmanın alemi yok, sistem yine zengine çalışıyor, gariban yine kendi yoluna bakıyor.
İstanbul’da 2023’te bir kafede part time garsonluk yaptım, haftada 20 saat, sigortam full yatmadı. Patron “Abi bu kadarına imkân var, gerisi Allah’a kaldı” dedi. Şimdi devlet diyor ki “Aradaki açığı borçlan, ileride öde, gününü doldur.” Yani devletle taksitlendirme oyunu, ama vade farkı acımasız.
Rakamlar net: Bir ayda tam 30 gün yerine, diyelim 15 gün sigortan yatıyorsa, kalan 15 gün için SGK’ya dilekçeyle başvurup “Beni borçlandırın” diyorsun. Sonra güncel prim bedeliyle aradaki fark kadar ödeme çıkarıyorlar. 2026’da bu primler aylık 6 bin lirayı geçti, hesap makinesiyle dost olman lazım. Borçlanma ödemesi yapınca o günler emekliliğe sayılıyor, sigortalılık süresine ekleniyor.
Parası olan için harika sistem. Öğrenci, yeni mezun, ev geçindiren biriysen zaten cebin delik, “borçlanmak” lafı bile sinir bozucu geliyor. Zenginlere “Bir avuç daha borç al, emekli ol,” fakire ise “Boşver, ömrün varsa çalışmaya devam et,” deniyor. Aradaki adaletsizlik gözünün önünde.
Devlet yine günü kurtaran bir formülle “Herkesin eşit şansı olsun” diyor ama cebinde parası olmayan için bildiğin kuru laf. Paris’te yaşayan kuzenim anlatıyor, orada part time olunca devlet günleri otomatik olarak tamamlıyor, bizde ise “Borcunu biriktir, topluca öde” kafası çalışıyor.
Bunun yanında, işveren de rahat. Çünkü nasıl olsa eksik yatırdığı sigortanın acısı çalışandan çıkıyor. Sonrasında da yasal sorumluluk yok. Çalışanın iki dudağı arasında: Borçlanırsan günün tamam, borçlanmazsan “Sen bilirsin, emeklilikte görüşürüz” muhabbeti.
Benim gördüğüm, bu borçlanma hakkı işçiye değil işverene yarıyor. Devlet de kasasına tıkır tıkır para girişi sağlıyor. İşçi ise 25’inde, 35’inde borçlanmayı bırak, yarım kilo kıyma alırken hesap yapıyor. Lafı uzatmanın alemi yok, sistem yine zengine çalışıyor, gariban yine kendi yoluna bakıyor.
00