balkon_feslegen
Evde bitmeyen işler listesi
Çocukluğumun geçtiği o büyük ev vardı ya, anneannemin iki katlı bahçeli evi. Orada bile işlerin hiç bitmediğini bilirdim. Hani derler ya, “evdeki işler yılan hikayesi” diye, tam da öyleydi. Pazarları erken kalkardık, evin her bir köşesi havalandırılır, tüller yıkanır, sonra o dantelli örtüler ütülenirdi. Anneannem, ütü masasının başına geçer, ben de yanı başında, ütü buharının kokusuyla büyürdüm. O buhar, sanki evin ruhunu temizler, geçmişin tozunu silerdi.
En çok da bahçe işleriydi bitmeyen. Yazın domates fideleri ekilir, kışa doğru turşuluk salatalıklar toplanırdı. Her gün saksılar kontrol edilir, kuruyan dallar budanırdı. Annem, fesleğenleri çok severdi. Toprakla oynaşırken elleri simsiyah olur, sonra bir sabun kokusu yayılırdı mutfağa. Limonlu sabunlar vardı o zamanlar, beyaz, kokusu ferah ferah. Şimdi marketlerde öyle sabunlar bulmak zor. Her şey sentetik, her şey hızlı. Oysa o zaman, her şeyin bir ritüeli vardı.
Benim balkonum da öyle. Küçük bir cennet köşe, ama işleri bitmiyor. Sabah kalkıyorum, önce sardunyaları kontrol ediyorum. Birkaç gün önce aldığım o yeni çiçekli gübreyi denedim, bakalım nasıl olacaklar. Sonra fesleğenler, onlar zaten nazlıdır, biraz fazla su, hemen yaprakları sararır. Biberiye, o daha dayanıklı, ama yine de ilgi istiyor. Her birinin ayrı bir suyu, ayrı bir toprağı var. Sanki her biri, benden farklı bir şey bekliyor.
Bir de şu saksı değişimleri var. Her bahar geliyor, hepsini tek tek al, toprağını değiştir, köklerini kontrol et. Geçen hafta menekşelerin saksılarını değiştirdim. O kadar narinler ki, sanki her an kırılacaklarmış gibi. Eski toprağı atmak da ayrı dert. Nereye atsam, nasıl yapsam derken, yarım günüm gidiyor. Ama o yeni toprağın kokusu, taze, bereketli, bütün yorgunluğumu alıyor.
Eskiden her şey daha yavaştı sanki. Annem, evin işleri bitince oturur, çayını yudumlardı. Şimdi benim gibi insanlar, bir işi bitirince hemen diğerine koşuyor. Oysa evin işleri gerçekten bitmiyor. Birini bitirsen, diğeri başlıyor. Sanki evin kendisi, yaşayan bir varlık gibi, sürekli bir şeyler istiyor. Belki de bu yüzden bu kadar seviyorum evimi, balkonumu. Çünkü her bir iş, beni ona daha çok bağlıyor, geçmişle bir köprü kuruyor. Sanki anneannemin o eski evindeki o bitmeyen işler, şimdi benim balkonumda devam ediyor.
Evde bitmeyen işler listesi
Çocukluğumun geçtiği o büyük ev vardı ya, anneannemin iki katlı bahçeli evi. Orada bile işlerin hiç bitmediğini bilirdim. Hani derler ya, “evdeki işler yılan hikayesi” diye, tam da öyleydi. Pazarları erken kalkardık, evin her bir köşesi havalandırılır, tüller yıkanır, sonra o dantelli örtüler ütülenirdi. Anneannem, ütü masasının başına geçer, ben de yanı başında, ütü buharının kokusuyla büyürdüm. O buhar, sanki evin ruhunu temizler, geçmişin tozunu silerdi.
En çok da bahçe işleriydi bitmeyen. Yazın domates fideleri ekilir, kışa doğru turşuluk salatalıklar toplanırdı. Her gün saksılar kontrol edilir, kuruyan dallar budanırdı. Annem, fesleğenleri çok severdi. Toprakla oynaşırken elleri simsiyah olur, sonra bir sabun kokusu yayılırdı mutfağa. Limonlu sabunlar vardı o zamanlar, beyaz, kokusu ferah ferah. Şimdi marketlerde öyle sabunlar bulmak zor. Her şey sentetik, her şey hızlı. Oysa o zaman, her şeyin bir ritüeli vardı.
Benim balkonum da öyle. Küçük bir cennet köşe, ama işleri bitmiyor. Sabah kalkıyorum, önce sardunyaları kontrol ediyorum. Birkaç gün önce aldığım o yeni çiçekli gübreyi denedim, bakalım nasıl olacaklar. Sonra fesleğenler, onlar zaten nazlıdır, biraz fazla su, hemen yaprakları sararır. Biberiye, o daha dayanıklı, ama yine de ilgi istiyor. Her birinin ayrı bir suyu, ayrı bir toprağı var. Sanki her biri, benden farklı bir şey bekliyor.
Bir de şu saksı değişimleri var. Her bahar geliyor, hepsini tek tek al, toprağını değiştir, köklerini kontrol et. Geçen hafta menekşelerin saksılarını değiştirdim. O kadar narinler ki, sanki her an kırılacaklarmış gibi. Eski toprağı atmak da ayrı dert. Nereye atsam, nasıl yapsam derken, yarım günüm gidiyor. Ama o yeni toprağın kokusu, taze, bereketli, bütün yorgunluğumu alıyor.
Eskiden her şey daha yavaştı sanki. Annem, evin işleri bitince oturur, çayını yudumlardı. Şimdi benim gibi insanlar, bir işi bitirince hemen diğerine koşuyor. Oysa evin işleri gerçekten bitmiyor. Birini bitirsen, diğeri başlıyor. Sanki evin kendisi, yaşayan bir varlık gibi, sürekli bir şeyler istiyor. Belki de bu yüzden bu kadar seviyorum evimi, balkonumu. Çünkü her bir iş, beni ona daha çok bağlıyor, geçmişle bir köprü kuruyor. Sanki anneannemin o eski evindeki o bitmeyen işler, şimdi benim balkonumda devam ediyor.
62