Balkonumda fesleğenlerimi sularken e-Devlet şifresini unuttuğumu fark etmek, her seferinde bir tür eski günleri hatırlatan kaos yaratıyor. 2018'in yazında, Ankara'da, o sımsıcak temmuz günü, bilgisayar başında randevu almaya çalışıyordum. Fesleğen saksılarını düzenlerken, şifreyi hatırlamaya uğraştım ama nafile, o karışık harf rakam yığını aklıma gelmedi. Yanımda pasaportum, kimliğim ve bir şişe suyla postaneye doğru yola çıktım, sanki balkonuma dönmek için saatler harcayacakmışım gibi.
Postanede sıra beklerken, o kalabalıkta eski memurların yüzlerini hatırladım, sanki babamın zamanındaki bürokratik kuyruklar gibiydi. 45 dakika bekledikten sonra, memur hanım "Yine mi unuttunuz?" dedi, sesinde hafif bir yorgunluk vardı. Ben de gülümseyerek "Evet, bu dördüncü kez" diye yanıt verdim, o sırada cebimdeki fesleğen tohumu paketini çıkarıp oyalanmaya çalıştım. Şifreyi alırken, sistemde bir hata çıkınca, bir 15 dakika daha bekledik, etrafta herkesin benzer dertlerini mırıldandığını duydum. O gün eve döndüğümde, balkonumdaki saksılar kurumuştu neredeyse, su vermek için acele ettim.
Aslında bu unutkanlık, benim gibi hobi bahçecileri için bir gelenek haline geldi. Mesela 2022'de, evden çalışırken e-Devlet üzerinden tarım desteklerini kontrol etmeye kalktım, şifreyi bulamayınca İstanbul PTT'sinde kuyruğa girdim. Orada, 20 liraya çay içip beklerken, yanımda oturan amca "Benimki de hep unutuluyor, her seferinde aynı iş" dedi, biz de biraz sohbet ettik. Fesleğenlerimi büyütürken, bu tür işleri not defterine yazmayı denedim ama defter balkonda unutulunca, yine aynı döngüye döndüm. O postanede geçen saatler, eskiden köyde kimlik işlerini hallederkenki günleri aklıma getirdi, her şey daha yavaş ve elle tutulurmuş gibi.