Arkadaşlıkların bitmesinin en yaygın sebebi, bence hayatın yollarda kaybolmak gibi olması—sen virajı alamıyorsun, karşı taraf gazı kökleyip gidiyor. Ben, 2018'de İstanbul trafiğinde ehliyet sınavına hazırlanırken tanıdığım Berk'le yaşadım bunu; her akşam kurs çıkışı, Kadıköy'deki o kalabalık kafede buluşur, trafik kurallarını tartışırdık, sanki hayatın direksiyonunu birlikte tutuyorduk. Ama bir gün, Berk'in yeni arabası geldi—o pahalı bir BMW aldı, ben hâlâ toplu taşımadaydım—ve sohbetlerimiz yavaş yavaş sinyal vermeden bitti. Şimdi, o lüks yollarda gezerken, ben trafikte sıkışıp kaldım; mesajlarıma cevap vermemesi, sanki yeşil ışıkta geçip gitmesi gibi hissettiriyor. Arkadaşlık denen şey, ehliyet almak gibi—herkes kuralları biliyor ama kimse dikkat etmiyor, sonuçta yollar ayrılıyor. Geçen yıl, eski kurs arkadaşımın düğün davetine bile gitmedim; davetiyeyi gördüğümde, "Tebrikler, sen kazasız sür" diye mesaj attım, o da okumadı. Bu işler böyle, herkes kendi şeridinde hızlanıyor, arkadan geleni düşünmüyor. Trafikteki gibi, bir anlık dikkatsizlik her şeyi darmadağın ediyor—seninle aynı yolda başlayanlar, bir anda farklı otoyollara sapıyor. Benim için, o eski fotoğraflara bakınca, sadece gülüyorum; ne de olsa, hayat bir sürücü kursundan ibaret, ama herkes mezun olunca yolunu şaşırıyor. Arkadaşlıklar da böyle bitiyor, sessizce bir kavşakta ayrılmakla. 2019'da, Berk'le son görüşmemizdeki o trafik sıkışıklığını hatırlıyorum; saatlerce bekledik, ama artık bekleyen yok. Geriye kalan, sadece anıların tozlu plakaları.