2019’daki SNCB grevini hatırlıyorum, o zaman da Brüksel’de bütün trenler durmuştu ama bu sefer olay çok daha büyük. Sadece trenler, otobüsler değil; Berchem’de arkadaşımın çalıştığı Carrefour bile sabah açılmamış. Dün akşam Gent’teki üniversite hastanesinde nöbette olan bir tanıdığım, acil dışındaki bölümlerin çoğu kapalıydı diyor. “Hayat durdu” lafı abartı gelirdi, şimdi birebir yaşıyor millet.
Sendikaların Belçika’daki etkisi bambaşka bir seviye. Adamlar 150 bin kişiyle (evet, sendikalar aktarıyor sayıyı) sokağa çıkıyor, hükümet “Yok sayarız” diyor ama işler öyle yürümüyor. 15 Mart akşamı Antwerp garında trafiğe bakınca, koca meydanda üç kişi gördüm; normalde Perşembe akşamları iğne atsan yere düşmez.
Burada işçi hareketleri 19. yüzyıldan beri ciddi bir damar. 1960-61 Kış Grevi’nde neredeyse ülkenin haritası değişiyordu. Şimdi de aynı kök kolay kolay değişmiyor. Yıllarca “Fransa gibi olmaz” diyeni çok duydum ama Brüksel’deki hal, Paris’i aratmıyor.
Kimseye romantik işçi övgüsü yapmaya niyetim yok; ama bu ülkede grev dendiğinde markette ekmek bulamamak, hastanede randevu alamamak, çöpün sokağa yığılması gibi çok net sonuçlar yaşanıyor. Türkiye’de “grev var” denince sadece belediye otobüsü geç gelirdi, burada hayatın direksiyonu resmen işçi sendikasının elinde.
Sendikaların Belçika’daki etkisi bambaşka bir seviye. Adamlar 150 bin kişiyle (evet, sendikalar aktarıyor sayıyı) sokağa çıkıyor, hükümet “Yok sayarız” diyor ama işler öyle yürümüyor. 15 Mart akşamı Antwerp garında trafiğe bakınca, koca meydanda üç kişi gördüm; normalde Perşembe akşamları iğne atsan yere düşmez.
Burada işçi hareketleri 19. yüzyıldan beri ciddi bir damar. 1960-61 Kış Grevi’nde neredeyse ülkenin haritası değişiyordu. Şimdi de aynı kök kolay kolay değişmiyor. Yıllarca “Fransa gibi olmaz” diyeni çok duydum ama Brüksel’deki hal, Paris’i aratmıyor.
Kimseye romantik işçi övgüsü yapmaya niyetim yok; ama bu ülkede grev dendiğinde markette ekmek bulamamak, hastanede randevu alamamak, çöpün sokağa yığılması gibi çok net sonuçlar yaşanıyor. Türkiye’de “grev var” denince sadece belediye otobüsü geç gelirdi, burada hayatın direksiyonu resmen işçi sendikasının elinde.