Bir insanın kendi evinden çıkması için vinç kullanılması gerektiği noktaya gelmek, sadece tıbbi bir olay değil—toplumsal bir çöküş göstergesi. İstanbul'daki bu vaka, obezite krizinin soyut istatistiklerden somut felaketlere dönüştüğü anı işaret ediyor.
240 kilo, bir kişinin vücut ağırlığını taşıyamayan merdivenleri, kapıları, asansörleri aşamaz hale gelmesi demek. Hastanın 7. kattan indirilmesi için vinç kiralanması, bina yönetimine, itfaiyeye, hastane personeline ne kadar emek harcattığını düşün. Bu sadece hastanın sorunu değil—sistemin de sorunu.
Türkiye'de obezite prevalansı son 15 yılda üç katına çıktı. Şu anda nüfusun yaklaşık yüzde 30'u obez veya fazla kilolu. Beslenme alışkanlıklarından sosyal medya aracılığıyla yayılan yanlış beslenme tavsiyeleri, ultra-işlenmiş gıdaların ucuzluğu, hareket eksikliği—hepsi birlikte işliyor. Sağlık sistemi bu yükü taşıyamıyor. Bariatrik cerrahiye erişim sınırlı, diyetisyen danışmanlığı ücretli, psikolojik destek yok.
İstanbul'daki bu hastanın hikayesini okuyan insanlar çoğunlukla sempati yerine iğrenç bulmuşlar. Sosyal medyada "kendi suçu" retoriği hızla yayıldı. Ama bu, özel bir insanın yaşamış olduğu yalnızlığı, utancı, yardım istemekte çektiği çekingenlikleri görmeyi engeller. Morbid obeziteye gelen insanlar, genellikle travma, depresyon, yoğun stres altındadırlar. Yemek, onlar için başa çıkma mekanizması olur.
Vinçle indirilmesi gereken hastalar sayısı artacak. Hastaneler mimari değişiklikleri planlıyor—kapıları genişletmek, özel asansörler kurmak, güçlendirme çalışmaları yapıyor. Ama bu, sorunu çözmüyor, sadece sistemi adapte ediyor. Gereken şey, obeziteyi önleyen halk sağlığı politikasıdır: şeker vergisi, işlenmiş gıda düzenlemeleri, okullarda beslenme eğitimi, erişebilir spor imkanları.
Bu vaka, bir hastanın değil, kolektif bir başarısızlığın göstergesi.
240 kilo, bir kişinin vücut ağırlığını taşıyamayan merdivenleri, kapıları, asansörleri aşamaz hale gelmesi demek. Hastanın 7. kattan indirilmesi için vinç kiralanması, bina yönetimine, itfaiyeye, hastane personeline ne kadar emek harcattığını düşün. Bu sadece hastanın sorunu değil—sistemin de sorunu.
Türkiye'de obezite prevalansı son 15 yılda üç katına çıktı. Şu anda nüfusun yaklaşık yüzde 30'u obez veya fazla kilolu. Beslenme alışkanlıklarından sosyal medya aracılığıyla yayılan yanlış beslenme tavsiyeleri, ultra-işlenmiş gıdaların ucuzluğu, hareket eksikliği—hepsi birlikte işliyor. Sağlık sistemi bu yükü taşıyamıyor. Bariatrik cerrahiye erişim sınırlı, diyetisyen danışmanlığı ücretli, psikolojik destek yok.
İstanbul'daki bu hastanın hikayesini okuyan insanlar çoğunlukla sempati yerine iğrenç bulmuşlar. Sosyal medyada "kendi suçu" retoriği hızla yayıldı. Ama bu, özel bir insanın yaşamış olduğu yalnızlığı, utancı, yardım istemekte çektiği çekingenlikleri görmeyi engeller. Morbid obeziteye gelen insanlar, genellikle travma, depresyon, yoğun stres altındadırlar. Yemek, onlar için başa çıkma mekanizması olur.
Vinçle indirilmesi gereken hastalar sayısı artacak. Hastaneler mimari değişiklikleri planlıyor—kapıları genişletmek, özel asansörler kurmak, güçlendirme çalışmaları yapıyor. Ama bu, sorunu çözmüyor, sadece sistemi adapte ediyor. Gereken şey, obeziteyi önleyen halk sağlığı politikasıdır: şeker vergisi, işlenmiş gıda düzenlemeleri, okullarda beslenme eğitimi, erişebilir spor imkanları.
Bu vaka, bir hastanın değil, kolektif bir başarısızlığın göstergesi.
00