Babasının gölgesinden çıkıp ilk defa ülke önüne çıkınca, herkes ne diyecek diye nefesini tuttu. Özellikle de 2020’lerde “veliahtı olur mu, olmaz mı” muhabbeti İranlıların en çok konuştuğu şeydi. Sonunda, 13 Mart 2026’da, televizyonda kravat takmadan, sade bir cübbeyle karşılarında belirdi.
Ağır başlı, kontrollü, heyecansız bir üslup. İran’ın klasik liderlerinden alışık olduğumuz türden. Ama bir farkla: Arada gençlere seslenmeye çalıştı, “Z kuşağına” ufaktan selam çaktı. İran’da gençler yıllardır sokaklara çıkıyor, protesto ediyor, yasaklara isyan ediyor. Onlara ilk defa lider ağzından “sizi duyuyorum” minvalinde bir şeyler duymak ilginçti.
Ekonomiye dair tek cümle umut vermedi. Dolar 760 bin tümen, enflasyon tavan yapmış, ülkede temel gıda fiyatları üç katına çıkmış. Gözüm ekranda, “acaba somut olarak şunu yapacağız” der mi diye bekledim, ama klasik “sabır, direnç, devrim” vurgusundan öteye geçemedi. Adamın tarzı tam babasının 90’lar versiyonu gibi: Net mesaj yok, bolca imalı gönderme.
Dış politika kısmı tam İran klasiği. Amerika’ya laf çaktı, İsrail’i tehdit etti, “bölge barışı” deyip Suriye’ye selam gönderdi. Bu kadar yıllık izleyici olarak, yeni bir vizyon göremedim. Hatta 1979’dan beri İran liderleri aynı cümleleri başka başka kelimelerle kuruyor. Değişen tek şey, görüntü kalitesi.
İlginç bir detay: Konuşma sırasında cuma imamlarından biri yanında oturuyordu. O an anladım ki sistemin kendi içindeki klikler hâlâ yerinde. Kimse risk almıyor, kimse çizgiyi aşmıyor. İran’da değişimin, liderin kişiliğinden çok, sistemin zorunlu dönüşümüne ihtiyaç duyduğu bir kez daha belli oldu.
Biraz satır arası okuyanlar için: Asıl mesaj, “devlet devam ediyor, panik yok”du. Halk alışık zaten, “büyük laflar ama icraatta sıfır” ritüeline. Yine de, gençler için biraz umut, dışarıya ise kararlılık mesajı verdi. Ama 2026 İran’ında umut satmak için daha fazlası gerekiyor.
Gözlemim şu: İran’ın gençleriyle yaşlı bürokrasisi arasındaki uçurum her geçen yıl biraz daha derinleşiyor. Lider kim olursa olsun, bu çatlak yamayla kapanmaz. Yeni liderin ilk konuşması, eski sistemin bir tekrarı oldu. Değişim isteyenlerin sabrı daha da zorlanacak gibi.
Ağır başlı, kontrollü, heyecansız bir üslup. İran’ın klasik liderlerinden alışık olduğumuz türden. Ama bir farkla: Arada gençlere seslenmeye çalıştı, “Z kuşağına” ufaktan selam çaktı. İran’da gençler yıllardır sokaklara çıkıyor, protesto ediyor, yasaklara isyan ediyor. Onlara ilk defa lider ağzından “sizi duyuyorum” minvalinde bir şeyler duymak ilginçti.
Ekonomiye dair tek cümle umut vermedi. Dolar 760 bin tümen, enflasyon tavan yapmış, ülkede temel gıda fiyatları üç katına çıkmış. Gözüm ekranda, “acaba somut olarak şunu yapacağız” der mi diye bekledim, ama klasik “sabır, direnç, devrim” vurgusundan öteye geçemedi. Adamın tarzı tam babasının 90’lar versiyonu gibi: Net mesaj yok, bolca imalı gönderme.
Dış politika kısmı tam İran klasiği. Amerika’ya laf çaktı, İsrail’i tehdit etti, “bölge barışı” deyip Suriye’ye selam gönderdi. Bu kadar yıllık izleyici olarak, yeni bir vizyon göremedim. Hatta 1979’dan beri İran liderleri aynı cümleleri başka başka kelimelerle kuruyor. Değişen tek şey, görüntü kalitesi.
İlginç bir detay: Konuşma sırasında cuma imamlarından biri yanında oturuyordu. O an anladım ki sistemin kendi içindeki klikler hâlâ yerinde. Kimse risk almıyor, kimse çizgiyi aşmıyor. İran’da değişimin, liderin kişiliğinden çok, sistemin zorunlu dönüşümüne ihtiyaç duyduğu bir kez daha belli oldu.
Biraz satır arası okuyanlar için: Asıl mesaj, “devlet devam ediyor, panik yok”du. Halk alışık zaten, “büyük laflar ama icraatta sıfır” ritüeline. Yine de, gençler için biraz umut, dışarıya ise kararlılık mesajı verdi. Ama 2026 İran’ında umut satmak için daha fazlası gerekiyor.
Gözlemim şu: İran’ın gençleriyle yaşlı bürokrasisi arasındaki uçurum her geçen yıl biraz daha derinleşiyor. Lider kim olursa olsun, bu çatlak yamayla kapanmaz. Yeni liderin ilk konuşması, eski sistemin bir tekrarı oldu. Değişim isteyenlerin sabrı daha da zorlanacak gibi.