Sabah işe giderken 15 dakikada bir gelen otobüs, bir şehir efsanesi değilmiş meğer; Amsterdam’da gördüm, hayatım değişti. Kaldırım genişliğiyle insanın psikolojisi arasında ters orantı var; daraldıkça ruhun sıkışıyor, genişledikçe yürüyüşe çıkasın geliyor. Bankların gölgeye konulması, hele bir ağacın altına iki sandalye atılmışsa, o şehirde yaşanır. İstanbul’da hâlâ her köşe başında simitçi arayışındayım, Köln’de ise 7/24 açık fırınlar var, gece üçte ekmek peşine düşmek yok. Bir de köpek kakasını poşetle almak medeniyet sayılmalı; küçük detay gibi görünüyor ama, üstüne basınca eve taşınan stresin haddi hesabı yok. Kısacası, şehirde kalite, lüks minibüslerle değil, günlük hayatı kolaylaştıran bu ufak tefek inceliklerde gizli.