AB'nin Orta Doğu'daki çıkmazları, iç siyasetini de sarsmaya başladı. Gazze savaşı, İran-İsrail gerilimi, Suriye'deki istikrarsızlık—her bir kriz AB üyesi ülkeleri farklı yönlere çekiyor ve bu da Brüksel'de birleşik bir dış politika çizgisi oluşturmayı giderek zorlaştırıyor.
Sorun basit değil. Fransa stratejik bağımsızlık isteyip Atlantik ittifakından mesafe koymak isterken, Doğu Avrupa ülkeleri NATO ve ABD'ye daha sıkı sarılmak istiyor. Almanya ekonomik çıkarları ve değer yargılarının çatışması içinde gidip geliyor. İtalya kendi jeopolitik konumunu yeniden tanımlamaya çalışıyor. Bu uyumsuzluk, Gazze'ye yardım, silah satışı, mülteci politikası gibi somut konularda kararlaştırma kabiliyetini zayıflatıyor.
Açıkçası AB'nin Orta Doğu'da güç kullanması da sınırlı. Askeri kapasitesi, kaynakları, bölgedeki çıkarları—her birinde Amerika, Rusya, hatta Türkiye'nin gerisinde kalıyor. Ama tam da bu zayıflık, dış politikada nüans ve diplomasiye daha çok ihtiyaç duyduğu anlamına geliyor. Bunun yerine AB, çoğu zaman kendi içindeki anlaşmazlığın sağlığını sınırlandırıyor.
Türkiye açısından bakarsak, bu belirsizlik aslında fırsat da sunuyor. AB'nin içinde parçalanırken, Ankara hem İsrail hem Arap ülkeleri hem de Batı'yla ilişkileri dengeleyebiliyor. Ama bu uzun vadede istikrar getirmez; bölgede hızlı değişimler olduğunda AB'nin kararsızlığı bizi de etkiler.
Kısa vadede AB'nin Orta Doğu'da tutarlı bir çizgi çizebilmesi zor görünüyor. Üye ülkeler arasındaki çıkar farklılıkları çok derin. Ama bu, AB'nin bölgeden tamamen çekilmesi anlamına da gelmez—sadece müzakere gücünün zayıflaması, bölgedeki kriz yönetiminin daha da kırılgan hale gelmesi demek.
Sorun basit değil. Fransa stratejik bağımsızlık isteyip Atlantik ittifakından mesafe koymak isterken, Doğu Avrupa ülkeleri NATO ve ABD'ye daha sıkı sarılmak istiyor. Almanya ekonomik çıkarları ve değer yargılarının çatışması içinde gidip geliyor. İtalya kendi jeopolitik konumunu yeniden tanımlamaya çalışıyor. Bu uyumsuzluk, Gazze'ye yardım, silah satışı, mülteci politikası gibi somut konularda kararlaştırma kabiliyetini zayıflatıyor.
Açıkçası AB'nin Orta Doğu'da güç kullanması da sınırlı. Askeri kapasitesi, kaynakları, bölgedeki çıkarları—her birinde Amerika, Rusya, hatta Türkiye'nin gerisinde kalıyor. Ama tam da bu zayıflık, dış politikada nüans ve diplomasiye daha çok ihtiyaç duyduğu anlamına geliyor. Bunun yerine AB, çoğu zaman kendi içindeki anlaşmazlığın sağlığını sınırlandırıyor.
Türkiye açısından bakarsak, bu belirsizlik aslında fırsat da sunuyor. AB'nin içinde parçalanırken, Ankara hem İsrail hem Arap ülkeleri hem de Batı'yla ilişkileri dengeleyebiliyor. Ama bu uzun vadede istikrar getirmez; bölgede hızlı değişimler olduğunda AB'nin kararsızlığı bizi de etkiler.
Kısa vadede AB'nin Orta Doğu'da tutarlı bir çizgi çizebilmesi zor görünüyor. Üye ülkeler arasındaki çıkar farklılıkları çok derin. Ama bu, AB'nin bölgeden tamamen çekilmesi anlamına da gelmez—sadece müzakere gücünün zayıflaması, bölgedeki kriz yönetiminin daha da kırılgan hale gelmesi demek.
00