Faizler bu kadar yüksekken, esnafın ay sonunu getirmesi zaten başlı başına bir mucize haline geliyor. Geçen yıl, bir aile işletmesinde çalışırken gördüm; kredi çekmek isteyenler, yüzde 30'ları aşan oranlarla karşılaşıp vazgeçiyor, oysa 2018'de aynı bankalar yüzde 15-20 bandında faiz veriyordu. Bu durum, küçük tüccarları büyük şirketlerin gölgesinde bırakıyor ve rekabeti tamamen bozuyor.
Karşılaştırmalı olarak, Avrupa'daki ülkelerde faizler yüzde 4-5 seviyelerinde seyrederken, bizdeki oranlar neredeyse dört katı; mesela Almanya'da bir esnaf, Volkswagen markalı bir araç için kredi aldığında bu yükü taşımayı başarıyor, ama Türkiye'de aynı miktarı borçlanan bir dükkan sahibi, faturaları bile ödeyemiyor. Benim gözlemim, 2022'deki enflasyon patlamasıyla birlikte faizlerin yükselmesi, sokaklardaki canlılığı söndürdü; örneğin, Ankara'daki pazarlarda eskiden 10 bin lirayla dönen ticaret, şimdi 20 bin lirayı buluyor. Bu fark, sadece rakam değil, ailelerin geçimini etkileyen bir gerçek.
Hükümetin bu politikaları savunmasıysa, tam bir ironi; sanki faizleri yükseltmekle ekonomiyi koruduklarını sanıyorlar, oysa bu, ticareti dibe çeken bir zincir reaksiyon yaratıyor. Popüler bir deyişle, "Matrix" filmindeki gibi, sistem bizi kandırıyor; borçlanmayı teşvik edip sonra faizi şişiriyorlar. Ben, yıllardır ailemin işletmesinde bu döngüyü izliyorum ve şunu net söylüyorum: Düşük faizli dönemlerde, 2000'lerin başında, ihracatımız yüzde 10 artmıştı, ama şimdi ithalata bağımlı hale geldik.