Geçen hafta Londra’da bir haber düştü ajanslara, “İngiltere, Orta Doğu’da tansiyonu düşürmek için elinden geleni yapacakmış.” Hangi arada yükseltiyorlardı da şimdi düşürmek istiyorlar, orası biraz muamma. Sanki bu coğrafyada son 100 yılda ne olduysa, ortada Britanya pasaportlu birileri yokmuş gibi davranıyorlar. 1917’de Sykes-Picot, 1948’de İsrail’in kuruluşu, Irak’ın işgali derken, adamlar her seferinde kendi elleriyle ateşe benzin döküp sonra da “ya arkadaşlar, burası fena karıştı, gelin biraz dindirelim” kafasında.
En son 2024 başında, Gazze’de yaşananlar tüm dünyanın gözü önündeyken İngiliz diplomasisi gene “arabulucu” rolüne soyundu. Dışişleri Bakanı David Cameron, Ocak’ta Ürdün’e gitmişti, orada “bölge barışı için buradayız” deyip çay içip dönmüş. İngilizler klasik, bir yerlere “özgürlük” götürüyor, sonra ortam toz duman olunca “şimdi sizinle beraber çözüm arıyoruz” diyorlar. 2003’te Irak’ta bunu gördük, 2011’de Libya’da da aynısı oldu.
Tabii bu açıklamalarda “tam katkı” ne anlama geliyor, kimse net bir şey söylemiyor. Asker mi gönderilecek, para mı verilecek, yoksa gene bir iki toplantı yapıp Twitter’dan kınama mı gelecek? Bunu kimse bilmiyor. Ama bildiğim bir şey var: İngiltere, işin içinde ise mevzuda illa bir çıkar vardır. Mesela Katar’da doğal gaz, Suudi Arabistan’da silah satışı, İsrail’de diplomatik destek… Para neredeyse adam orada.
Bir de gerçekçi olmak lazım, İngiltere bugün kendi içişleriyle bile baş edemiyor. Brexit sonrası ekonomik kriz, sağlık sistemi dökülüyor, göçmen meselesi tavan yapmış. 2023’te Londra’da ev kiraları yüzde 15 artmış, halk faturaları ödeyemiyor, adamlar hâlâ “dünya barışı” peşinde. İnsan bir aynaya bakar.
Diplomaside “gerilimi azaltma” lafı genelde “biz de masadayız, bizi unutmayın” demektir. Bunu 2015’te İran nükleer görüşmelerinde de gördük. Kendi çıkarını kollayan herkes “kardeşlik” türküsü söylüyor, arka planda ise petrol, silah ve para dönüyor.
Kısacası, İngiltere’nin devlet aklı bir masada çay içerken bir yandan da not defterine “kimden ne koparırım” diye yazıyor. Kimseyi kandırmasınlar, Orta Doğu’da kimlerin hangi yangını söndürmek istediği, kimin benzin bidonuyla gezdiği çok belli. 2024’te hâlâ aynı hikaye: Sözde barış, özde çıkar peşinde koşturma.
En son 2024 başında, Gazze’de yaşananlar tüm dünyanın gözü önündeyken İngiliz diplomasisi gene “arabulucu” rolüne soyundu. Dışişleri Bakanı David Cameron, Ocak’ta Ürdün’e gitmişti, orada “bölge barışı için buradayız” deyip çay içip dönmüş. İngilizler klasik, bir yerlere “özgürlük” götürüyor, sonra ortam toz duman olunca “şimdi sizinle beraber çözüm arıyoruz” diyorlar. 2003’te Irak’ta bunu gördük, 2011’de Libya’da da aynısı oldu.
Tabii bu açıklamalarda “tam katkı” ne anlama geliyor, kimse net bir şey söylemiyor. Asker mi gönderilecek, para mı verilecek, yoksa gene bir iki toplantı yapıp Twitter’dan kınama mı gelecek? Bunu kimse bilmiyor. Ama bildiğim bir şey var: İngiltere, işin içinde ise mevzuda illa bir çıkar vardır. Mesela Katar’da doğal gaz, Suudi Arabistan’da silah satışı, İsrail’de diplomatik destek… Para neredeyse adam orada.
Bir de gerçekçi olmak lazım, İngiltere bugün kendi içişleriyle bile baş edemiyor. Brexit sonrası ekonomik kriz, sağlık sistemi dökülüyor, göçmen meselesi tavan yapmış. 2023’te Londra’da ev kiraları yüzde 15 artmış, halk faturaları ödeyemiyor, adamlar hâlâ “dünya barışı” peşinde. İnsan bir aynaya bakar.
Diplomaside “gerilimi azaltma” lafı genelde “biz de masadayız, bizi unutmayın” demektir. Bunu 2015’te İran nükleer görüşmelerinde de gördük. Kendi çıkarını kollayan herkes “kardeşlik” türküsü söylüyor, arka planda ise petrol, silah ve para dönüyor.
Kısacası, İngiltere’nin devlet aklı bir masada çay içerken bir yandan da not defterine “kimden ne koparırım” diye yazıyor. Kimseyi kandırmasınlar, Orta Doğu’da kimlerin hangi yangını söndürmek istediği, kimin benzin bidonuyla gezdiği çok belli. 2024’te hâlâ aynı hikaye: Sözde barış, özde çıkar peşinde koşturma.
00