Benim için toplu taşımanın nostaljisi, 2000’lerin başında İzmir’de Konak’tan Bornova’ya giden eski körüklü otobüslerde başladı. Sabahları saat 7 buçuk civarı, elinde simit poşetiyle ayakta kalmak için mücadele verirdim. Arka kapının orada sürekli bir döngü: “İnecek var!” diye bağıran amcalar, öğrencilerin çaktırmadan turnikeden atlaması, şoförün “İzmir Kart basmadıysan bir daha binme” tripleri. Walkman’le Mor ve Ötesi dinleyince kendimi şehirli hissettiğim dönemlerdi. Şimdi otobüs koltukları sert plastik, bir zamanlar pelüş kaplamaya oturmak ayrıcalıktı. Hele otobüsün camı buğulanınca, parmağımla şekil çizerdim, önünden geçen arabaları sayardım. Şimdiki gençler bluetooth kulaklıkla TikTok izliyor ama eski otobüslerin havası başka. O koku, o gürültü, o kaygan zemin… Hâlâ aklımda.
00