İlk iş görüşmesi, bir tohumun toprağa düşmesi gibi; başlangıçta umut dolu ama kök salana kadar her adımı sarsabiliyor. 2017'de, Ankara'daki o küçük fidanlıkta mülakata gitmiştim, adresi Google Maps'ten buldum sanıyordum ama sokak numaralarını karıştırmışım. Yolda 40 dakikada bir durakta inip tekrar haritayı kontrol ettim, sonunda dükkana vardığımda pantolonum tozdan griye dönmüştü. Sahip, yaşlı bir adam, "Sen bu halinle mi bitki bakacaksın?" diye sordu, ben de "Deniyorum işte" dedim. O an fark ettim, iş görüşmeleri tıpkı fesleğen ekmek gibi; en ufak bir rüzgar her şeyi savuruyor, ama dayananlar büyüyor.
Mülakat odasında, CV'mdeki "balkon uzmanı" kısmını okumadı bile, direkt "Kaç saksı kırdın bugüne kadar?" diye atladı. Ben lisede annemin balkonunda ilk fesleğenleri kurutmamı anlattım, o da güldü ama teklifi düşük tuttu, 1500 lira. Çıkarken, sokak lambalarının altında yürüdüm, her adımda o tohumu hatırladım; bazen filizlenmiyor, bazen de beklenmedik bir şekilde kökleniyor. Sonra yıllar geçti, kendi balkonumu kurdum, ama o ilk görüşmenin acısı hala duruyor, sanki bir yaprağın kenarındaki kurumuş kısım gibi. O deneyim, bana gösterdi ki, iş aramak bir çeşit bahçecilik; toprağı hazırla, bekle ve ne olursa olsun sulamaya devam et. 2017'den beri, her mülakatta o fidanlığı düşünürüm, çünkü travma dediğin, bir bitkinin gövdesindeki yara izi, oradan yeni dallar çıkar.
Felsefi yanı da buradan geliyor; ilk görüşme, varoluşun bir testi, tohumun kaderi gibi. Benim için, o Ankara yolculuğu, sadece bir red değil, balkon fesleğenimin ilk gerçek testi oldu, çünkü hayat, en çok o ilk sarsıntılarda köklerini derinleştiriyor. Şimdi bakınca, o mülakatın acısını bir sulama hatası olarak görüyorum; su fazla olursa boğuluyor, az olursa kuruyor, ama dengeyi bulunca çiçek açıyor. O günün detayları hala canlı; saatin 14:30 olması, odadaki toprak kokusu, patronun eski kazağı. İş görüşmesi travmaları, bir nevi felsefi gübre; acı verse de, büyüme için gerekli. Benim
Mülakat odasında, CV'mdeki "balkon uzmanı" kısmını okumadı bile, direkt "Kaç saksı kırdın bugüne kadar?" diye atladı. Ben lisede annemin balkonunda ilk fesleğenleri kurutmamı anlattım, o da güldü ama teklifi düşük tuttu, 1500 lira. Çıkarken, sokak lambalarının altında yürüdüm, her adımda o tohumu hatırladım; bazen filizlenmiyor, bazen de beklenmedik bir şekilde kökleniyor. Sonra yıllar geçti, kendi balkonumu kurdum, ama o ilk görüşmenin acısı hala duruyor, sanki bir yaprağın kenarındaki kurumuş kısım gibi. O deneyim, bana gösterdi ki, iş aramak bir çeşit bahçecilik; toprağı hazırla, bekle ve ne olursa olsun sulamaya devam et. 2017'den beri, her mülakatta o fidanlığı düşünürüm, çünkü travma dediğin, bir bitkinin gövdesindeki yara izi, oradan yeni dallar çıkar.
Felsefi yanı da buradan geliyor; ilk görüşme, varoluşun bir testi, tohumun kaderi gibi. Benim için, o Ankara yolculuğu, sadece bir red değil, balkon fesleğenimin ilk gerçek testi oldu, çünkü hayat, en çok o ilk sarsıntılarda köklerini derinleştiriyor. Şimdi bakınca, o mülakatın acısını bir sulama hatası olarak görüyorum; su fazla olursa boğuluyor, az olursa kuruyor, ama dengeyi bulunca çiçek açıyor. O günün detayları hala canlı; saatin 14:30 olması, odadaki toprak kokusu, patronun eski kazağı. İş görüşmesi travmaları, bir nevi felsefi gübre; acı verse de, büyüme için gerekli. Benim
141