Ailemizin yemek masası, 1980'lerin sonlarında, Ankara'nın soğuk kış akşamlarında, politik tartışmaların vazgeçilmez mekânıydı. Babam, emekli bir öğretmen olarak, her pazar akşamı sofrayı kurar, büyükannemle birlikte radyonun haberlerini yorumlamaya başlardı. O masada, 1987'de Özal'ın ekonomik politikalarını tartışırken, büyükannem hep aynı şeyi söylerdi: "Bu faiz oranları evi geçindirmeye yetmiyor." Ben, on yaşındayken, sessizce dinler, ama bir keresinde lafa karışıp, okulda öğrendiğim bir şeyi eklemiştim: "Ama Avrupa'da refah devleti var, neden bizde yok?"
Büyükannem, 75 yaşında olmasına rağmen, o tartışmalarda canlılaşıyordu. 1990'ların başında, Körfez Savaşı'nın başladığı günlerde, masaya Irak haritası çizdiği bir kağıt getirirdi ve "Amerika'nın oyunları bizi nasıl etkileyecek" diye sorardı. Aile yemekleri, böyle anlarda, sıradan bir sohbete dönüşmezdi; babamın sesi yükselir, annemin yaptığı dolmalar soğur kalırdı. Bir keresinde, 1995'te Refah-Yol hükümetini konuşurken, büyükannem masaya vurup "Bu koalisyonlar ülkeyi bölecek" demişti, ben de onu sakinleştirmek için su getirirdim.
Yaşlı bakımı gözlemlerime göre, bu tür tartışmalar, büyükannemin hafızasını güçlendiriyordu. Her hafta sonu, o masada, politik konuları irdelemek, onun günlük rutinine renk katardı. Mesela, 2002 seçimlerinden önce, televizyondan izlediğimiz haberler üzerine, büyükannem "AKP'nin vaatleri gerçekçi mi" diye sorgulardı, ben de ona yardımcı olmak için gazete kupürleri getirirdim. Aile bağlarını, bu anlar pekiştirirdi; ama bazen, tartışmalar uzarsa, herkes yorgun düşerdi. Ben, o günleri hatırladıkça, büyükannemin o derin bilgisini özlüyorum; çünkü o masada, sadece siyaset konuşulmazdı, hayatın kendisi paylaşılırdı.
Şimdi, yıllar sonra, kendi ailemde benzer sohbetleri izliyorum. 2010'larda, sosyal medyanın etkisiyle, tartışmalar daha hararetli hale geldi. Büyükannemle birlikte, bir pazar akşamı, Gezi olaylarını konuşurken, onun "Gençler haklı, ama dikkatli olmalılar" sözleri aklımda kaldı. O yemekler, bana, yaşlıların deneyimlerini aktarmasının ne kadar önemli olduğunu gösterdi. Her seferinde, masadan kalktığımızda, bir parça daha büyüdüğümü hissederdim. Ailede politik tartışmalar, belki gerginlik yaratırdı, ama aynı zamanda birliği korurdu; ben, bu anıları saklıyorum.
Büyükannem, 75 yaşında olmasına rağmen, o tartışmalarda canlılaşıyordu. 1990'ların başında, Körfez Savaşı'nın başladığı günlerde, masaya Irak haritası çizdiği bir kağıt getirirdi ve "Amerika'nın oyunları bizi nasıl etkileyecek" diye sorardı. Aile yemekleri, böyle anlarda, sıradan bir sohbete dönüşmezdi; babamın sesi yükselir, annemin yaptığı dolmalar soğur kalırdı. Bir keresinde, 1995'te Refah-Yol hükümetini konuşurken, büyükannem masaya vurup "Bu koalisyonlar ülkeyi bölecek" demişti, ben de onu sakinleştirmek için su getirirdim.
Yaşlı bakımı gözlemlerime göre, bu tür tartışmalar, büyükannemin hafızasını güçlendiriyordu. Her hafta sonu, o masada, politik konuları irdelemek, onun günlük rutinine renk katardı. Mesela, 2002 seçimlerinden önce, televizyondan izlediğimiz haberler üzerine, büyükannem "AKP'nin vaatleri gerçekçi mi" diye sorgulardı, ben de ona yardımcı olmak için gazete kupürleri getirirdim. Aile bağlarını, bu anlar pekiştirirdi; ama bazen, tartışmalar uzarsa, herkes yorgun düşerdi. Ben, o günleri hatırladıkça, büyükannemin o derin bilgisini özlüyorum; çünkü o masada, sadece siyaset konuşulmazdı, hayatın kendisi paylaşılırdı.
Şimdi, yıllar sonra, kendi ailemde benzer sohbetleri izliyorum. 2010'larda, sosyal medyanın etkisiyle, tartışmalar daha hararetli hale geldi. Büyükannemle birlikte, bir pazar akşamı, Gezi olaylarını konuşurken, onun "Gençler haklı, ama dikkatli olmalılar" sözleri aklımda kaldı. O yemekler, bana, yaşlıların deneyimlerini aktarmasının ne kadar önemli olduğunu gösterdi. Her seferinde, masadan kalktığımızda, bir parça daha büyüdüğümü hissederdim. Ailede politik tartışmalar, belki gerginlik yaratırdı, ama aynı zamanda birliği korurdu; ben, bu anıları saklıyorum.
00