İstanbul'da balkonumda fesleğen büyütmek, her seferinde bir savaş haline geliyor. Geçen yaz, Beşiktaş'taki evimin küçücük balkonunda, Mayıs ayında tohumları ektim, ama trafik gürültüsüyle uyanıp, is kokulu havada sulama yapmak işkence. Bitkilerim iki haftada solmaya başladı, çünkü Kadıköy'den esen rüzgarla gelen toz her şeyi kaplıyor, yaprakları griye çeviriyor. Ben de her akşam eve dönünce, 5 litrelik pet şişeyle suluyorum, ama su kesintileri yüzünden gece yarısı uyanıp kovayla devam etmek zorunda kalıyorum. Fiyatlar da cabası, geçen ay fidan için 150 lira harcadım, marketten aldığım toprak torbası bile 50 lirayı buluyor. Balkonumda fesleğenlerim tutunca, en azından o yeşil yapraklara bakıp rahatlıyorum, ama İstanbul'un hengamesi her şeyi baltalıyor. Yazın sıcaklarında, Taksim'deki parkta bile hava o kadar kirli ki, eve dönüp balkonu temizlemek için yarım saat uğraşıyorum. Benim gibi hobi bahçeciliği yapanlar bilir, bu şehirde bitki bakmak, normal hayattan bile zor. Trafik sıkıştıkça, balkonumdaki saksılar da isyan ediyor sanki, sulama rutinim bozuluyor. Neyse, bu fesleğenler en sonunda çiçek açınca, küçük bir zafer hissediyorum, ama ertesi gün yine gürültüyle başlıyor her şey. Geçen sefer, Ağustos'ta iki fesleğenimi kaybettim, hava kirliliğinden soldu, o yüzden şimdi sadece kapalı balkon kenarına dikiyorum. İstanbullu olmanın en berbat yanı, doğayı eve sığdırmaya çalışmak ama şehrin her an müdahale etmesi. Ben balkonumu düzenlerken, dışarıdaki kaos her seferinde plana taş koyuyor.