Hayatımda yaptığım en büyük hata Almanya’dan dönüp Türkiye’de iş kurmaya çalışmaktı. 2017 yazı, Berlin’de ayda net 1900 euroya forklift kullanıyordum. Ev arkadaşım Sırp, iş yerinde herkes göçmen, kimse kimseye hayat dersi vermiyor. Eylül’de “memlekette de bir bakkal açsam, hem aileye yakın olurum” diye geri döndüm. İstanbul, Kartal. Babamın eski dükkanı hâlâ boş. İçini boyadım, rafları indirip tekrar taktım, ilk gün tüm parayı toptancıya gömdüm. Migros’un üç sokak ötesindeyim, akşam saat yedide kimse gelmiyor. İki ay sonra market zinciri mahalleye girdi. Pazartesi sabahı sucu dahi uğramadı.
Almanya’da herkes saat 17.00’den sonra evine gidip sessizce dizi izliyor. Burada, “abi veresiye defterini aç” diye biri sürekli kapıda. İlk kış, elektrik faturası asgari ücreti geçti. Berlin’de markette üç ayda bir kasayı yanlış sayınca uyarı alıyordum, burada günlük kasayı tutturmak mucize. 2018’de euro 7 lirayı geçtiğinde, hesabı euroya çevirip “ben ne yapıyorum” dedim. Bir yıl zor dayandım.
Şimdi elimde ne o eski maaş var, ne Kartal’daki o dükkan. Hata dediğim şey, “memlekete dön, birikimle iş kur, köküne dön” diye kafaya kazınan o romantik hikâye. O hikâyeye kanmak asıl hata. Berlin’de sıradan bir işte yaşıyordum, burada kendi işimin patronu olup hiçbir şeyin sahibi olamadım. Hâlâ arada Google Maps’ten eski evimi Street View’da arıyorum.