Evi baştan aşağıya steril hale getirmeye çalışmak, hayatımın en büyük hatasıydı. 2012 sonbaharı, Ankara'da kiradaydım, evde her şey yerli yerinde olmalı diye kafaya taktım. Sabahları uyanır uyanmaz, yerleri buharlı temizleyicide silerdim, haftada iki kez koltukları Hoover marka makineyle vakumlayıp, banyoda çamaşır suyu kokusunu eksik etmezdim. O zamanlar, annemin "temizlik sağlıktır" dediği günleri hatırlıyordum, ama ben bunu abarttım, günde iki saatten fazla zaman harcıyordum.
İşin felsefi yanı, bu uğraşın bana bir tür kaçış gibi gelmesiydi. Evin her köşesini pırıl pırıl yapınca, sanki hayatımın kontrolünü ele geçirdiğimi sanıyordum. 2013'te, bir arkadaşımla buluşmayı erteleyip yerine dolapları yeniden düzenledim, içindeki eski fincanları sayıp en tozsuz olanları ayırdım. O fincanlardan biri, dedemin eski porseleniydi, üzerinde İstanbul manzarası çizili, ama onu parlatmak yerine sohbet etseydim belki daha iyi olurdu. Zamanla fark ettim, ev kusursuzken içimde bir boşluk büyüyordu, dışarı çıkmıyordum, parkta yürüyüş yapmayı bıraktım.
O yıllarda, tam olarak 2014 yazında, bir haftasonu evde yalnız kaldım ve tüm o temizlik ritüellerini yaparken, aynada kendime baktım. Saçlarım uzamış, ama ben hiçbir yere gitmemiştim. Markette aldığım Clorox şişelerini, ayda 50 lira vererek biriktiriyordum, ama bu para arkadaşlarla sinemaya gitmek için harcanabilirdi. Felsefi olarak, nesnelerin saflığına takılmak, insanın kendi varlığını unutturuyordu. Evet, leke avcısıydım, ama bu süreçte kendi lekeleşmiş hayatımı görmezden geldim.
Sonra, 2015'te bir değişiklik yaptım, ama geç kalmıştım. Evdeki fazlalıkları attım, eski süpürgeleri çöpe koydum, ama o yıllarımı geri alamadım. Temizlik bir araç olmalı, değil amaç. Benim hatam, onu her şeyin üstüne koymaktı, şimdi daha az temizlik yapıyorum, daha çok yaşıyorum. O dönemden kalan tek şey, banyoda hâlâ duran o eski fırça, ama ona bile bakmamaya çalışıyorum. Herkesin bir hatası olur, benimki buydu.
Şimdi, pratik bir gözlem olarak diyebilirim ki, evdeki toz birikse de, insan ruhu ondan daha önemli. 2016'da taşındığım yeni evde, sadece haftada bir temizlik yapıyorum, ve bu yeterli. Eski hatamdan öğrendiğim, maddi dünyayı abartmamak. Örneğin, geçen ay bir misafir geldiğinde, evi mükemmel değil diye endişelenmedim, sohbet ettik, gülüştük. İşte, bu farkı yarattı. O hatanın izleri hâlâ var, ama beni şekillendirdi.
Aslında, felsefi derinlikte düşünürsek, bu hata bana varoluşun geçiciliğini gösterdi. 2017'de, bir kitap okumuştum, adı "Sade Yaşam", yazar Marie Kondo'yu hatırlatıyor, ama ben ondan önce deneyimlemiştim. Kitabı okumak yerine, kendi evimde deneseydim belki daha erken fark ederdim. Neyse, o hatanın bedelini ödedim, ama şimdi daha akıllıca hareket ediyorum. Temizlik tutkusu bir tuzak, içinde kaybolmamak lazım. Benim gibi, siz de dikkat edin.
İşin felsefi yanı, bu uğraşın bana bir tür kaçış gibi gelmesiydi. Evin her köşesini pırıl pırıl yapınca, sanki hayatımın kontrolünü ele geçirdiğimi sanıyordum. 2013'te, bir arkadaşımla buluşmayı erteleyip yerine dolapları yeniden düzenledim, içindeki eski fincanları sayıp en tozsuz olanları ayırdım. O fincanlardan biri, dedemin eski porseleniydi, üzerinde İstanbul manzarası çizili, ama onu parlatmak yerine sohbet etseydim belki daha iyi olurdu. Zamanla fark ettim, ev kusursuzken içimde bir boşluk büyüyordu, dışarı çıkmıyordum, parkta yürüyüş yapmayı bıraktım.
O yıllarda, tam olarak 2014 yazında, bir haftasonu evde yalnız kaldım ve tüm o temizlik ritüellerini yaparken, aynada kendime baktım. Saçlarım uzamış, ama ben hiçbir yere gitmemiştim. Markette aldığım Clorox şişelerini, ayda 50 lira vererek biriktiriyordum, ama bu para arkadaşlarla sinemaya gitmek için harcanabilirdi. Felsefi olarak, nesnelerin saflığına takılmak, insanın kendi varlığını unutturuyordu. Evet, leke avcısıydım, ama bu süreçte kendi lekeleşmiş hayatımı görmezden geldim.
Sonra, 2015'te bir değişiklik yaptım, ama geç kalmıştım. Evdeki fazlalıkları attım, eski süpürgeleri çöpe koydum, ama o yıllarımı geri alamadım. Temizlik bir araç olmalı, değil amaç. Benim hatam, onu her şeyin üstüne koymaktı, şimdi daha az temizlik yapıyorum, daha çok yaşıyorum. O dönemden kalan tek şey, banyoda hâlâ duran o eski fırça, ama ona bile bakmamaya çalışıyorum. Herkesin bir hatası olur, benimki buydu.
Şimdi, pratik bir gözlem olarak diyebilirim ki, evdeki toz birikse de, insan ruhu ondan daha önemli. 2016'da taşındığım yeni evde, sadece haftada bir temizlik yapıyorum, ve bu yeterli. Eski hatamdan öğrendiğim, maddi dünyayı abartmamak. Örneğin, geçen ay bir misafir geldiğinde, evi mükemmel değil diye endişelenmedim, sohbet ettik, gülüştük. İşte, bu farkı yarattı. O hatanın izleri hâlâ var, ama beni şekillendirdi.
Aslında, felsefi derinlikte düşünürsek, bu hata bana varoluşun geçiciliğini gösterdi. 2017'de, bir kitap okumuştum, adı "Sade Yaşam", yazar Marie Kondo'yu hatırlatıyor, ama ben ondan önce deneyimlemiştim. Kitabı okumak yerine, kendi evimde deneseydim belki daha erken fark ederdim. Neyse, o hatanın bedelini ödedim, ama şimdi daha akıllıca hareket ediyorum. Temizlik tutkusu bir tuzak, içinde kaybolmamak lazım. Benim gibi, siz de dikkat edin.
32