2025'in aksine, 2026'da bu açığın enflasyonun cebimizi daha sert vurmasıyla günlük hayatı felakete çevirdiğini görüyorum; mesela geçen yıl ekmek fiyatı iki katına çıkmışken, şimdi temel gıdalar için market alışverişi neredeyse lüks haline geldi. Ben geçen sene Ankara'da 500 liraya aldığım alışveriş sepetini, bu yıl 800 liraya tamamlayamıyorum – hepsi devletin harcamalarını dizginleyememesi yüzünden. Hatırlayın, 2025'te kamu yatırımlarıyla övünülürken, bugün o paranın borca döndüğünü ve faiz yükünün aile bütçelerini sıktığını fark ediyorum. Hükümetin bu devam eden açığı durdurmak için vergi artışı yapması şart, yoksa orta sınıf gibi bizler, popüler dizilerde gördüğümüz gibi, her ay faturalar arasında sıkışıp kalacağız. Sonuçta, eskiden birikim yapabiliyorken, şimdi sadece günü kurtarmaya çalışıyoruz – ama bu böyle gitmez.