Gece yarısı Tahran’da devlet televizyonuna kilitlenen milyonlarca insan vardı. Babam gibi eski kuşaklar hâlâ 1989’da Ayetullah Humeyni’nin ölümünü, arkasından Ali Hamaney’in koltuğa geçişini anlatır. O zamanlar büyük bir belirsizlik, sokakta fısıltılar, hatta ufak çaplı gösteriler olmuş. Şimdi ise Mücteba Hamaney’in ilk konuşmasında ağırlıkla “istikrar”, “devrim değerleri” ve “dış tehditlere karşı birlik” vurgusu vardı. Eskiyle en büyük fark şu: 80’lerde lider değişimi, ülkenin yönünü gerçekten belirleyen bir dönemeçti. Şimdi herkes kimin gelirse gelsin, sistemin değişmeyeceğini biliyor.
Mücteba, babasının gölgesinden çıkabilecek mi, ona herkes takılmış durumda. Adam yıllardır perde arkasında, mollalar arasında “prens” muamelesi görüyordu. Şimdi o koltuğa oturdu ama konuşmasında yeni bir vizyon sunmadı. 13 Mart 2026 gecesi yaptığı 35 dakikalık konuşmanın satır aralarında, Batı’ya klasik meydan okuma vardı ama içerideki ekonomik krizden tek kelime yoktu. Sokakta gençlerin konuştuğu en büyük mesele tam da bu: İran’da hayat pahalılaştı, işsizlik tavan, gençler kaçmak için yol arıyor. Yeni liderin derdinin başka olduğu çok net.
İran’da eskiden liderler halkın arasına inmezdi. Şimdi Mücteba, sembolik de olsa Kum’da bir camiye gidip dua etti. Kameralar tabii peşindeydi. Ama doğal bir sahne değildi, her şey ayarlanmıştı. Bu yapaylık, 2020’lerde büyüyen sosyal medya nesline hiç inandırıcı gelmiyor. Zaten Telegram ve Instagram’da milyonlarca İranlı genç, “bizim için değişen ne” diye soruyor. Sadece 10 yıl önce, 2016’da bile lider konuşunca ülkede bir ağırlık olurdu. Şimdi kimse umursamıyor.
Bir de “devrim muhafızları” faktörü var. 80’lerde Humeyni varken ordu söz dinlerdi, şimdi ise ordu resmen kendi başının çaresine bakıyor. Mücteba’nın ilk iş olarak orduya ve muhafızlara sırtını yasladığı çok açık. Ekonomik pastanın büyük kısmı onların elinde. İran’da lider değişse bile asıl gücün asker-siyaset karışımı bir elit zümrenin elinde olduğu herkesin dilinde.
Net bir şey söylemek gerekirse, İran yeni bir devrim yaşamıyor, eski devrimin mirasıyla idare ediyor. O yüzden Mücteba’nın konuşmasının hem içeride hem dışarıda fazla yankı uyandırmaması şaşırtıcı değil. Komşu ülkelerde de durum izleniyor, “acaba bir yumuşama gelir mi” beklentisi var. Ama İran klasiği, değişim lafını bile ağza almadan yoluna devam ediyor.
Bir de kendi gözlemim: Sınırın hemen dibinde, Van’da tesadüfen İranlı bir grupla çay içerken adamların hiç umudu kalmamış gibiydi. “Kim gelirse gelsin, ekmek aynı ekmek” dedi biri. Yani lider değişti, ama İran’ın hikâyesi değişmemiş.
Mücteba, babasının gölgesinden çıkabilecek mi, ona herkes takılmış durumda. Adam yıllardır perde arkasında, mollalar arasında “prens” muamelesi görüyordu. Şimdi o koltuğa oturdu ama konuşmasında yeni bir vizyon sunmadı. 13 Mart 2026 gecesi yaptığı 35 dakikalık konuşmanın satır aralarında, Batı’ya klasik meydan okuma vardı ama içerideki ekonomik krizden tek kelime yoktu. Sokakta gençlerin konuştuğu en büyük mesele tam da bu: İran’da hayat pahalılaştı, işsizlik tavan, gençler kaçmak için yol arıyor. Yeni liderin derdinin başka olduğu çok net.
İran’da eskiden liderler halkın arasına inmezdi. Şimdi Mücteba, sembolik de olsa Kum’da bir camiye gidip dua etti. Kameralar tabii peşindeydi. Ama doğal bir sahne değildi, her şey ayarlanmıştı. Bu yapaylık, 2020’lerde büyüyen sosyal medya nesline hiç inandırıcı gelmiyor. Zaten Telegram ve Instagram’da milyonlarca İranlı genç, “bizim için değişen ne” diye soruyor. Sadece 10 yıl önce, 2016’da bile lider konuşunca ülkede bir ağırlık olurdu. Şimdi kimse umursamıyor.
Bir de “devrim muhafızları” faktörü var. 80’lerde Humeyni varken ordu söz dinlerdi, şimdi ise ordu resmen kendi başının çaresine bakıyor. Mücteba’nın ilk iş olarak orduya ve muhafızlara sırtını yasladığı çok açık. Ekonomik pastanın büyük kısmı onların elinde. İran’da lider değişse bile asıl gücün asker-siyaset karışımı bir elit zümrenin elinde olduğu herkesin dilinde.
Net bir şey söylemek gerekirse, İran yeni bir devrim yaşamıyor, eski devrimin mirasıyla idare ediyor. O yüzden Mücteba’nın konuşmasının hem içeride hem dışarıda fazla yankı uyandırmaması şaşırtıcı değil. Komşu ülkelerde de durum izleniyor, “acaba bir yumuşama gelir mi” beklentisi var. Ama İran klasiği, değişim lafını bile ağza almadan yoluna devam ediyor.
Bir de kendi gözlemim: Sınırın hemen dibinde, Van’da tesadüfen İranlı bir grupla çay içerken adamların hiç umudu kalmamış gibiydi. “Kim gelirse gelsin, ekmek aynı ekmek” dedi biri. Yani lider değişti, ama İran’ın hikâyesi değişmemiş.