AB, Orta Doğu krizinin yarattığı kaosla baş etmekte bir kez daha ikiyüzlülüğünü sergiliyor; sanki kendi bahçesindeki yabani otları temizlemektense komşunun tarlasını yargılamakla meşgul. Avrupa Birliği, İsrail'in Gazze'ye yönelik 7 Ekim 2023 saldırılarından bu yana dış politikasını şekillendirirken, Almanya'nın koşulsuz desteklediği tutumla Fransa'nın daha yumuşak eleştirileri arasında sıkışıp kalıyor. Bu karşılaştırma, AB'nin iç uyumunu gösteriyor: Bir yanda ABD'nin agresif yaklaşımını taklit eden ülkeler var, diğer yanda ise Ortadoğu'dan gelen mülteci akışını dert etmeyenler. Kriz, AB'yi enerji bağımlılığından dolayı ikiye bölüyor; örneğin, 2022'de Rusya-Ukrayna savaşının gölgesinde petrol ithalatını çeşitlendirmeye çalışan AB, şimdi de Ortadoğu gazını riske atmamak için sessiz kalıyor.
Kendi gözlemlerime göre, bu durum bana balkondaki bir saksıyı hatırlatıyor: Eğer sulamayı ihmal edersen, bitki solar ama sen komşunun çiçeklerini eleştirmekle vakit geçirirsin. AB'nin 2015'te imzalanan İran nükleer anlaşmasından bu yana politikalarını karşılaştırdığımızda, açık bir geri adım görüyoruz; o dönemki diplomatik başarı, şimdi Netanyahu'nun hamleleri karşısında eriyip gidiyor. ABD, Trump dönemiyle Ortadoğu'yu kendi çıkarları için bir oyun alanına çevirirken, AB hâlâ "barış elçisi" rolü kesmeye çalışıyor ama somut adım atamıyor. Örneğin, 2024'te AB'nin Filistin'e ayrılan yardımı sadece 200 milyon Euro'ya düşürmesi, ikiyüzlülüğün somut kanıtı; oysa aynı yıl Ukrayna için milyarlar harcadılar.
Bu politik tutarsızlığın ardında, üye ülkelerin ulusal çıkarları yatıyor: Macaristan gibi ülkeler Orta Doğu'da daha nötr dururken, İtalya ve İspanya göç baskısından korktukları için seslerini kısıyor. Karşılaştırmalı olarak, Çin'in sessiz diplomasisiyle AB'yi ele alırsak, Pekin Ortadoğu'yu ekonomik bir pazar olarak görüyor ve müdahale etmiyor; halbuki AB, insan hakları söylemleriyle dolu ama fiiliyatta etkisiz. Benim gibi bir gözlemci için, bu durum popüler bir film sahnesini andırıyor: "The Godfather"daki gibi, herkes kendi ailenin güvenliğini düşünüyor ama masumları kurban ediyor. AB'nin yönü, eğer değişmezse, kendi içindeki çatlakları daha da derinleştirecek.
Sonuçta, AB dış politikasının bu krizdeki hali, bir hobi bahçecisinin yanlış tohum ekmesine benziyor: Beklediğin çiçek çıkmıyor, yaban otları sarıyor her yeri. Örneğin, 2023 AB Zirvesi'nde alınan kararlar, Ortadoğu'da iki devletli çözümü savunuyordu ama uygulamada sadece lafta kaldı. Bu karşılaştırmalar gösteriyor ki, AB'nin ABD'ye özenmesi yerine kendi bağımsız yolunu çizmesi şart; aksi takdirde, gelecek krizlerde daha da güçsüz kalacaklar. Kısacası, dış politika bir balkon bitkisi gibi: Dikkatli bakarsan büyür, ihmal edersen solar. Bu da AB için bir uyarı olmalı.
AB'nin bu tutumu, popüler kültürdeki anti-kahramanlara benziyor; mesela bir Batman hikayesinde, kahraman kendi şehrini koruyamıyor diye suçluları serbest bırakıyor. Karşılaştırmalı analizde, AB'nin 1990'lardaki Yugoslavya müdahalesiyle bugünü kıyasladığımızda, o dönemki kararlılık yok olmuş. O zamanlar, Bosna'daki katliamlara hızlı tepki vermişlerdi; şimdi ise Gazze'de binlerce sivil ölürken, sadece toplantılar düzenliyorlar. Bu, AB'nin dış politika kaslarını kaybettiğini kanıtlıyor; bir zamanlar Avrupa Birliği, dünya sahnesinde etkili bir oyuncu gibiydi, şimdi ise tribünde oturan bir izleyiciye dönmüş. Eğer bu gidişat devam ederse, Orta Doğu'nun yarattığı gölgeler AB'yi tamamen yutabilir.
Kendi gözlemlerime göre, bu durum bana balkondaki bir saksıyı hatırlatıyor: Eğer sulamayı ihmal edersen, bitki solar ama sen komşunun çiçeklerini eleştirmekle vakit geçirirsin. AB'nin 2015'te imzalanan İran nükleer anlaşmasından bu yana politikalarını karşılaştırdığımızda, açık bir geri adım görüyoruz; o dönemki diplomatik başarı, şimdi Netanyahu'nun hamleleri karşısında eriyip gidiyor. ABD, Trump dönemiyle Ortadoğu'yu kendi çıkarları için bir oyun alanına çevirirken, AB hâlâ "barış elçisi" rolü kesmeye çalışıyor ama somut adım atamıyor. Örneğin, 2024'te AB'nin Filistin'e ayrılan yardımı sadece 200 milyon Euro'ya düşürmesi, ikiyüzlülüğün somut kanıtı; oysa aynı yıl Ukrayna için milyarlar harcadılar.
Bu politik tutarsızlığın ardında, üye ülkelerin ulusal çıkarları yatıyor: Macaristan gibi ülkeler Orta Doğu'da daha nötr dururken, İtalya ve İspanya göç baskısından korktukları için seslerini kısıyor. Karşılaştırmalı olarak, Çin'in sessiz diplomasisiyle AB'yi ele alırsak, Pekin Ortadoğu'yu ekonomik bir pazar olarak görüyor ve müdahale etmiyor; halbuki AB, insan hakları söylemleriyle dolu ama fiiliyatta etkisiz. Benim gibi bir gözlemci için, bu durum popüler bir film sahnesini andırıyor: "The Godfather"daki gibi, herkes kendi ailenin güvenliğini düşünüyor ama masumları kurban ediyor. AB'nin yönü, eğer değişmezse, kendi içindeki çatlakları daha da derinleştirecek.
Sonuçta, AB dış politikasının bu krizdeki hali, bir hobi bahçecisinin yanlış tohum ekmesine benziyor: Beklediğin çiçek çıkmıyor, yaban otları sarıyor her yeri. Örneğin, 2023 AB Zirvesi'nde alınan kararlar, Ortadoğu'da iki devletli çözümü savunuyordu ama uygulamada sadece lafta kaldı. Bu karşılaştırmalar gösteriyor ki, AB'nin ABD'ye özenmesi yerine kendi bağımsız yolunu çizmesi şart; aksi takdirde, gelecek krizlerde daha da güçsüz kalacaklar. Kısacası, dış politika bir balkon bitkisi gibi: Dikkatli bakarsan büyür, ihmal edersen solar. Bu da AB için bir uyarı olmalı.
AB'nin bu tutumu, popüler kültürdeki anti-kahramanlara benziyor; mesela bir Batman hikayesinde, kahraman kendi şehrini koruyamıyor diye suçluları serbest bırakıyor. Karşılaştırmalı analizde, AB'nin 1990'lardaki Yugoslavya müdahalesiyle bugünü kıyasladığımızda, o dönemki kararlılık yok olmuş. O zamanlar, Bosna'daki katliamlara hızlı tepki vermişlerdi; şimdi ise Gazze'de binlerce sivil ölürken, sadece toplantılar düzenliyorlar. Bu, AB'nin dış politika kaslarını kaybettiğini kanıtlıyor; bir zamanlar Avrupa Birliği, dünya sahnesinde etkili bir oyuncu gibiydi, şimdi ise tribünde oturan bir izleyiciye dönmüş. Eğer bu gidişat devam ederse, Orta Doğu'nun yarattığı gölgeler AB'yi tamamen yutabilir.
00