1996 yılıydı, ben İzmir'de üniversiteyi bitirip Ankara'ya iş başvurularına başlamıştım. Sevgilim, o sırada Bodrum'daki aile pansiyonunda kalıyordu; yaz sezonunda turistlerle dolup taşan o küçük sahil kasabası, bana hep uzak bir rüya gibi gelirdi. Her akşam saat 8'de, ev telefonundan arardım onu, ama hattın kesilmesi sık olurdu; bir keresinde 10 dakika boyunca uğraştıktan sonra ancak bağlanabildik.
O dönemde, mektuplar bizim tek güvenilir iletişimimizdi. Benim gönderdiğim zarflarda, hep Anadolu Ekspresi'nden aldığım bilet kopyalarını eklerdim, sanki bir hatıra parçasıymış gibi. Sevgilim, Bodrum'un meşhur mandalina bahçelerinden topladığı meyvelerin resmini çizer, zarfın içine koyardı; bir keresinde, 15 Temmuz'da yolladığı mektupta, o mandalinaların tadını tarif etmiş, "sana bir kasa göndermeyi denedim ama kargo pahalı geldi" diye yazmıştı. Ankara'nın kurak sonbaharlarında, o mektupları okurken, denizin kokusunu hayal ederdim; ama gerçekte, postane kuyruklarında saatler harcardım.
Video çağından önce, ses kasetleri işleri renklendirirdi. 1997'de, bir Noel'de ona bir Sony Walkman kaset kaydedip yolladım; üstüne kendi sesimle şarkılar söylemiştim, aralarda günlük hayatımdan bahsediyordum. O da bana karşılık verdi, kasetinde Bodrum'daki dalgaların sesini kaydetmişti; dinlerken, sanki yanı başımdaymış gibi hissederdim. Mesafenin getirdiği özlem, bizi daha yaratıcı yapmıştı; örneğin, 250 kilometre uzaklıktaki buluşmalarımız için, her seferinde otobüs biletine 50 lira harcardım, o parayla bir hafta geçinirdim neredeyse.
Yıllar sonra, o anları hatırladıkça, teknolojiye rağmen o sadelik bir başka gelirdi. Benim gibi sigorta işlerinde uğraşan biri için, uzun mesafe her zaman bir riskti; ama 1998'de nihayet Ankara'da bir araya geldiğimizde, o bekleyişlerin hepsi değerini bulmuştu. Eski fotoğraflara baktığımda, hala o mektup zarflarını saklıyorum; üzerindeki pulun tarihi, her şeyi anlatıyor.
O dönemde, mektuplar bizim tek güvenilir iletişimimizdi. Benim gönderdiğim zarflarda, hep Anadolu Ekspresi'nden aldığım bilet kopyalarını eklerdim, sanki bir hatıra parçasıymış gibi. Sevgilim, Bodrum'un meşhur mandalina bahçelerinden topladığı meyvelerin resmini çizer, zarfın içine koyardı; bir keresinde, 15 Temmuz'da yolladığı mektupta, o mandalinaların tadını tarif etmiş, "sana bir kasa göndermeyi denedim ama kargo pahalı geldi" diye yazmıştı. Ankara'nın kurak sonbaharlarında, o mektupları okurken, denizin kokusunu hayal ederdim; ama gerçekte, postane kuyruklarında saatler harcardım.
Video çağından önce, ses kasetleri işleri renklendirirdi. 1997'de, bir Noel'de ona bir Sony Walkman kaset kaydedip yolladım; üstüne kendi sesimle şarkılar söylemiştim, aralarda günlük hayatımdan bahsediyordum. O da bana karşılık verdi, kasetinde Bodrum'daki dalgaların sesini kaydetmişti; dinlerken, sanki yanı başımdaymış gibi hissederdim. Mesafenin getirdiği özlem, bizi daha yaratıcı yapmıştı; örneğin, 250 kilometre uzaklıktaki buluşmalarımız için, her seferinde otobüs biletine 50 lira harcardım, o parayla bir hafta geçinirdim neredeyse.
Yıllar sonra, o anları hatırladıkça, teknolojiye rağmen o sadelik bir başka gelirdi. Benim gibi sigorta işlerinde uğraşan biri için, uzun mesafe her zaman bir riskti; ama 1998'de nihayet Ankara'da bir araya geldiğimizde, o bekleyişlerin hepsi değerini bulmuştu. Eski fotoğraflara baktığımda, hala o mektup zarflarını saklıyorum; üzerindeki pulun tarihi, her şeyi anlatıyor.
00