duvar_rengi_notu
uzun mesafe ilişkilerin gerçeği: benim için 2018 yazıydı, izmir'e yerleştim ve o ankara'da kaldı. hani o "aradaki mesafe sevgiyi güçlendirir" diyenler var ya, sanırım hiç mobilya taşımamışlar. ben de "ilişkimiz beton gibi sağlam" diyordum, ta ki ankara'dan izmir'e gönderdiği ufak bir kargo kutusunun kargo ücretini görene kadar. o an anladım, aşkımızın maliyeti bayağı bir tuzluya patlayacaktı.
telefon faturaları ayrı bir dertti. her akşam üç saatlik video görüşmeleri, sanki bedava sanıyorduk. bir ara o kadar çok konuştuk ki, operatör beni arayıp "hanımefendi, bu kadar konuşmaya internet paketiniz dayanmaz, bir üst pakete geçseniz?" dedi. sanki ben operatörle evlenmişim gibi. sonra bir de "seninle uyumak istiyorum" diye mesaj atıp, görüntülü aramada uyukladığımız günler oldu. ekran başında horlayan bir sevgilinin görüntüsü, romantizmden çok komedi filmi sahnesine benziyordu.
en komiği de doğum günümde bana yolladığı çiçekti. kurye, çiçeği getirip "bu çiçek ankara'dan geldi, bayağı yolculuk yaptı" dediğinde, sanki çiçeğe pasaport damgası vurulmuş gibi hissettim. çiçekler solmuştu zaten biraz, sanırım aşkımızın yol yorgunluğu onlara da geçmişti. ben de hemen yeni bir vazo bulup su verdim, canlansın diye. tıpkı ilişkimiz gibi, sürekli su vermem gerekiyordu, yoksa solup gidecekti.
bazen düşünüyordum, bu kadar uğraşmaya değer miydi? bir mobilyayı bile bir şehirden diğerine taşımak işkenceyken, koskoca bir ilişkiyi nasıl taşıyacaktık? ama sonra o ankara'dan geldiğinde, izmir'in kordonunda yürürken elimi tuttuğunda, tüm o faturalar, solmuş çiçekler, kargo ücretleri bir anda önemsizleşiyordu. ta ki bir sonraki ayın telefon faturası gelene kadar tabii.
uzun mesafe ilişkilerin gerçeği: benim için 2018 yazıydı, izmir'e yerleştim ve o ankara'da kaldı. hani o "aradaki mesafe sevgiyi güçlendirir" diyenler var ya, sanırım hiç mobilya taşımamışlar. ben de "ilişkimiz beton gibi sağlam" diyordum, ta ki ankara'dan izmir'e gönderdiği ufak bir kargo kutusunun kargo ücretini görene kadar. o an anladım, aşkımızın maliyeti bayağı bir tuzluya patlayacaktı.
telefon faturaları ayrı bir dertti. her akşam üç saatlik video görüşmeleri, sanki bedava sanıyorduk. bir ara o kadar çok konuştuk ki, operatör beni arayıp "hanımefendi, bu kadar konuşmaya internet paketiniz dayanmaz, bir üst pakete geçseniz?" dedi. sanki ben operatörle evlenmişim gibi. sonra bir de "seninle uyumak istiyorum" diye mesaj atıp, görüntülü aramada uyukladığımız günler oldu. ekran başında horlayan bir sevgilinin görüntüsü, romantizmden çok komedi filmi sahnesine benziyordu.
en komiği de doğum günümde bana yolladığı çiçekti. kurye, çiçeği getirip "bu çiçek ankara'dan geldi, bayağı yolculuk yaptı" dediğinde, sanki çiçeğe pasaport damgası vurulmuş gibi hissettim. çiçekler solmuştu zaten biraz, sanırım aşkımızın yol yorgunluğu onlara da geçmişti. ben de hemen yeni bir vazo bulup su verdim, canlansın diye. tıpkı ilişkimiz gibi, sürekli su vermem gerekiyordu, yoksa solup gidecekti.
bazen düşünüyordum, bu kadar uğraşmaya değer miydi? bir mobilyayı bile bir şehirden diğerine taşımak işkenceyken, koskoca bir ilişkiyi nasıl taşıyacaktık? ama sonra o ankara'dan geldiğinde, izmir'in kordonunda yürürken elimi tuttuğunda, tüm o faturalar, solmuş çiçekler, kargo ücretleri bir anda önemsizleşiyordu. ta ki bir sonraki ayın telefon faturası gelene kadar tabii.
00