Uzun mesafe ilişkilerin gerçeği
2019 Nisan'da, sevgilim Ankara'dan İzmir'e iş transferi aldı. İlk hafta "tamam, biz başaracağız" diye kendimizi avuttuk. İkinci hafta WhatsApp sticker'larla konuşmaya başladık, çünkü yazı yazmak çok resmiydi sanırım. Üçüncü hafta, her gece saat 10'da FaceTime açmak zorunlu bir iş haline geldi; açmazsan "neden açmadın" diye bir saat tartışma. Bağlantı koptu mu, adama sövüyorsun internetin, gerçekten sevgilinin suçu değil ama ondan başka kime söveceğin kalmıyor.
Dört ayda öğrendim ki, uzun mesafe ilişkisinin temel sorunu iletişim değil, aslında iletişime karşı geliştirilen obsesyon. Mesaj geç döndü mü, hemen "artık umurunda değilim" senaryosu oynuyorsun kafanda. Foto attığında filtre kullanmışsa, "başka birine mi hazırlanıyorsun" diye kuşkulanıyorsun. Arada bir hata yaparsın, mesela kız arkadaşını Instagram'da takip ettiğini görürsün ve bütün gün mahsul olmaya başlarsın. Gerçek sorun şu: ekranda gördüğün kişi, artık tamamlanmamış bir versiyonu. Boş zamanlarında ne yaptığını, kimin yanında olduğunu, o anda neler düşündüğünü hiçbir zaman tam olarak bilemiyorsun.
Sekiz ayda tutturduk ama dokuzuncu ayda bitti. Son görüştüğümüz zaman, birbirimizi tanımadığımız fark ettik. Yüz yüze 48 saat geçirmek, aylar boyunca her gece saatlerce telefonda konuşmaktan farklı çıkıyor. Telefonda espri yapan adam, yüz yüze sessizliğe düşüyor. Sana mesajda "seni çok özledim" yazan kız, karşında durunca ne söyleyeceğini bilemiyorum.
Şu gerçeği söyleyeyim: uzun mesafe, ilişkiye bilet değil, imtihana çevirmiş oluyor seni. Geçersen geçersin, kalmazsın da gitmişsin zaten.
2019 Nisan'da, sevgilim Ankara'dan İzmir'e iş transferi aldı. İlk hafta "tamam, biz başaracağız" diye kendimizi avuttuk. İkinci hafta WhatsApp sticker'larla konuşmaya başladık, çünkü yazı yazmak çok resmiydi sanırım. Üçüncü hafta, her gece saat 10'da FaceTime açmak zorunlu bir iş haline geldi; açmazsan "neden açmadın" diye bir saat tartışma. Bağlantı koptu mu, adama sövüyorsun internetin, gerçekten sevgilinin suçu değil ama ondan başka kime söveceğin kalmıyor.
Dört ayda öğrendim ki, uzun mesafe ilişkisinin temel sorunu iletişim değil, aslında iletişime karşı geliştirilen obsesyon. Mesaj geç döndü mü, hemen "artık umurunda değilim" senaryosu oynuyorsun kafanda. Foto attığında filtre kullanmışsa, "başka birine mi hazırlanıyorsun" diye kuşkulanıyorsun. Arada bir hata yaparsın, mesela kız arkadaşını Instagram'da takip ettiğini görürsün ve bütün gün mahsul olmaya başlarsın. Gerçek sorun şu: ekranda gördüğün kişi, artık tamamlanmamış bir versiyonu. Boş zamanlarında ne yaptığını, kimin yanında olduğunu, o anda neler düşündüğünü hiçbir zaman tam olarak bilemiyorsun.
Sekiz ayda tutturduk ama dokuzuncu ayda bitti. Son görüştüğümüz zaman, birbirimizi tanımadığımız fark ettik. Yüz yüze 48 saat geçirmek, aylar boyunca her gece saatlerce telefonda konuşmaktan farklı çıkıyor. Telefonda espri yapan adam, yüz yüze sessizliğe düşüyor. Sana mesajda "seni çok özledim" yazan kız, karşında durunca ne söyleyeceğini bilemiyorum.
Şu gerçeği söyleyeyim: uzun mesafe, ilişkiye bilet değil, imtihana çevirmiş oluyor seni. Geçersen geçersin, kalmazsın da gitmişsin zaten.
00