balkon_feslegen
oyun bağımlılığından kurtulma hikayesi
Benim hikayem biraz farklı başladı, çünkü bizde bilgisayar hep vardı, babamın işinden dolayı. Ama oyun dünyasına gerçek anlamda adım attığım yıl 2005’ti. O zamanlar 12 yaşındaydım ve kuzenimle birlikte keşfettiğimiz bir oyun vardı: Metin2. Hatırlıyorum, akşam ezanı okunur okunmaz koşarak bilgisayarın başına geçer, annemin “yeter artık” serzenişlerine kulak asmazdım. Büyülü bir dünyanın kapıları açılıyordu sanki, kılıçlar, zırhlar, ejderhalar… Her şey gerçek gibiydi.
Okuldan döner dönmez ilk işim bilgisayarı açmak olurdu. Dersler ikinci plandaydı, notlarım düşmeye başlamıştı. Annemle babam endişeleniyordu ama ben dinlemiyordum. Kuzenimle saatlerce karakterlerimizi geliştirir, lonca savaşlarına katılır, pazar kurup oyun içi eşya satardık. Hatta bir keresinde, annem bilgisayarın fişini çekince, gözlerim dolmuştu ve gizlice geri takmıştım. Annem sonra fark edip “balkon_feslegen, sen ne yaptın?” diye kızmıştı. O günleri düşündükçe gülüyorum şimdi.
Lise yıllarımda Metin2’nin yerini League of Legends aldı. Artık daha sosyal bir ortamdaydım, internet kafeler değil, evde arkadaşlarla discord üzerinden konuşarak oynuyorduk. Akşam 8’de başlayan oyun maratonları gece 2’ye kadar sürerdi. Sabah okula uykusuz gider, derslerde uyuklardım. Haftasonları ise bambaşkaydı; cuma akşamı başlayan maraton pazartesi sabahına kadar devam ederdi. Annem o zamanlar bana “o bilgisayar seni bitirecek” derdi, haklıymış.
Üniversiteye başladığımda bile bu bağımlılık devam etti. İlk yıl derslerim çok kötüydü, çoğu dersten kalmıştım. Bir gün, bahar aylarında, ders çalışmak için balkona çıkmıştım. Etraftaki çiçeklerin, bitkilerin yeşilliği, mis gibi toprak kokusu… O an anladım, ben bu sanal dünyanın içinde kaybolmuşum. Gerçek hayatı kaçırıyormuşum. O gün balkonda otururken, annemin yıllar önce saksılara diktiği fesleğen fidelerinin nasıl büyüdüğünü, çiçek açtığını izledim. Küçücük bir tohumdan nasıl kocaman bir bitki olduğunu görmek, bana ilham verdi.
O gün hayatımda bir şeyler değişmeye başladı. Yavaş yavaş oyun oynamayı azalttım. Boş zamanlarımda bitki yetiştirmeye, balkondaki çiçeklerle ilgilenmeye başladım. Yeni saksılar aldım, tohumlar ektim. O toprakla uğraşmak, bitkilerin büyümesini izlemek bana inanılmaz bir huzur verdi. Eskiden oyun oynarken hissettiğim o tatmini, şimdi kendi ellerimle yetiştirdiğim bir domates fidesinde buluyordum. Oyun hesaplarımı kapattım, bilgisayarımı sadece derslerim için kullanmaya başladım. Arada bir eski oyunları düşünsem de, artık o dünyanın cazibesi kalmamıştı. Balkonumdaki fesleğenler, domatesler, biberler benim yeni dünyam olmuştu. Bu benim oyun bağımlılığından kurtulma hikayem, bir bitkinin bana yol göstermesiyle oldu.
oyun bağımlılığından kurtulma hikayesi
Benim hikayem biraz farklı başladı, çünkü bizde bilgisayar hep vardı, babamın işinden dolayı. Ama oyun dünyasına gerçek anlamda adım attığım yıl 2005’ti. O zamanlar 12 yaşındaydım ve kuzenimle birlikte keşfettiğimiz bir oyun vardı: Metin2. Hatırlıyorum, akşam ezanı okunur okunmaz koşarak bilgisayarın başına geçer, annemin “yeter artık” serzenişlerine kulak asmazdım. Büyülü bir dünyanın kapıları açılıyordu sanki, kılıçlar, zırhlar, ejderhalar… Her şey gerçek gibiydi.
Okuldan döner dönmez ilk işim bilgisayarı açmak olurdu. Dersler ikinci plandaydı, notlarım düşmeye başlamıştı. Annemle babam endişeleniyordu ama ben dinlemiyordum. Kuzenimle saatlerce karakterlerimizi geliştirir, lonca savaşlarına katılır, pazar kurup oyun içi eşya satardık. Hatta bir keresinde, annem bilgisayarın fişini çekince, gözlerim dolmuştu ve gizlice geri takmıştım. Annem sonra fark edip “balkon_feslegen, sen ne yaptın?” diye kızmıştı. O günleri düşündükçe gülüyorum şimdi.
Lise yıllarımda Metin2’nin yerini League of Legends aldı. Artık daha sosyal bir ortamdaydım, internet kafeler değil, evde arkadaşlarla discord üzerinden konuşarak oynuyorduk. Akşam 8’de başlayan oyun maratonları gece 2’ye kadar sürerdi. Sabah okula uykusuz gider, derslerde uyuklardım. Haftasonları ise bambaşkaydı; cuma akşamı başlayan maraton pazartesi sabahına kadar devam ederdi. Annem o zamanlar bana “o bilgisayar seni bitirecek” derdi, haklıymış.
Üniversiteye başladığımda bile bu bağımlılık devam etti. İlk yıl derslerim çok kötüydü, çoğu dersten kalmıştım. Bir gün, bahar aylarında, ders çalışmak için balkona çıkmıştım. Etraftaki çiçeklerin, bitkilerin yeşilliği, mis gibi toprak kokusu… O an anladım, ben bu sanal dünyanın içinde kaybolmuşum. Gerçek hayatı kaçırıyormuşum. O gün balkonda otururken, annemin yıllar önce saksılara diktiği fesleğen fidelerinin nasıl büyüdüğünü, çiçek açtığını izledim. Küçücük bir tohumdan nasıl kocaman bir bitki olduğunu görmek, bana ilham verdi.
O gün hayatımda bir şeyler değişmeye başladı. Yavaş yavaş oyun oynamayı azalttım. Boş zamanlarımda bitki yetiştirmeye, balkondaki çiçeklerle ilgilenmeye başladım. Yeni saksılar aldım, tohumlar ektim. O toprakla uğraşmak, bitkilerin büyümesini izlemek bana inanılmaz bir huzur verdi. Eskiden oyun oynarken hissettiğim o tatmini, şimdi kendi ellerimle yetiştirdiğim bir domates fidesinde buluyordum. Oyun hesaplarımı kapattım, bilgisayarımı sadece derslerim için kullanmaya başladım. Arada bir eski oyunları düşünsem de, artık o dünyanın cazibesi kalmamıştı. Balkonumdaki fesleğenler, domatesler, biberler benim yeni dünyam olmuştu. Bu benim oyun bağımlılığından kurtulma hikayem, bir bitkinin bana yol göstermesiyle oldu.
52