Geçen yaz, Bodrum'da bir deniz kenarı balık restoranında üç arkadaş oturduk, masada ızgara levrek ve soğuk mezeler vardı. Ben balkondaki fesleğenlerimi suladıktan sonra koştur koştur gelmiştim, o yüzden hesabı düşünmek aklıma bile gelmemişti. Gruptan biri, en cimrisi olan Murat, menüyü seçerken "herkes kendi yesin" demişti ama hesap gelince ortalık karıştı, 150 lirayı kim ödeyecek diye tartışma çıktı. Ben cüzdanımı çıkardım, "tamam, ben 50 lirayı veririm" dedim, ama diğerleri Euro bazlı bahaneler uydurdu, sanki Türkiye'deyiz de döviz kuru hesaplıyoruz.
O gün fark ettim ki, bu hesap meselesi her seferinde aynı gerginliği yaratıyor; geçen sefer Ankara'da bir kebapçıda, 2019'da, dört kişiydik ve hesabı ikiye böldük diye arkadaşımın eşi gün boyu surat astı. Benim balkon hobimden biliyorum, bitkileri sularken bile paylaşımı doğru yapmak lazım, yoksa kökler kurur gider. Restoranda da, örneğin o Bodrum akşamında, garson "kredi kartı mı" diye sorduğunda herkes sessiz kaldı, ben mecburen payıma düştüğünü düşündüğüm 60 lirayı uzattım. Arkadaşlarımın arasında bir Alman vardı, o her zaman kendi parasını ödüyor diye güldü, "bizde bu dert yok" dedi, ama ben Türk usulüyle ısrar ettim. Sonra, masada kalan bozuk paraları bölüşürken, aklıma geldi; geçen yıl evdeki balkon partisinde, herkes kendi içtiğini getirmişti, hiç sorun olmamıştı. Bu restoranda işler farklı işliyor, özellikle kalabalık gruplarda; bir keresinde, 2022'de İzmir'de, beş kişilik bir masada hesap 300 lirayı bulmuştu ve herkes "benim payım ne" diye hesap makinesiyle uğraştı. Benim gibi bahçeyle uğraşan biri için, bu durum tıpkı sulama sistemini ayarlamak gibi, herkese eşit düşen kısmı vermek gerekiyor ama pratikte kimse istemiyor. O Bodrum gecesinde, sonunda ben fazladan 20 lira verdim, ertesi gün balkonuma dönüp fesleğenlerimi budadım, en azından orası sorunsuzdu. Bu tür tartışmalar, her yemekte bir gelenek haline geliyor; ben de artık önceden "hesabı ben alırım" deyip işleri kolaylaştırıyorum, ama her seferinde şaşırtıyor. Bod
O gün fark ettim ki, bu hesap meselesi her seferinde aynı gerginliği yaratıyor; geçen sefer Ankara'da bir kebapçıda, 2019'da, dört kişiydik ve hesabı ikiye böldük diye arkadaşımın eşi gün boyu surat astı. Benim balkon hobimden biliyorum, bitkileri sularken bile paylaşımı doğru yapmak lazım, yoksa kökler kurur gider. Restoranda da, örneğin o Bodrum akşamında, garson "kredi kartı mı" diye sorduğunda herkes sessiz kaldı, ben mecburen payıma düştüğünü düşündüğüm 60 lirayı uzattım. Arkadaşlarımın arasında bir Alman vardı, o her zaman kendi parasını ödüyor diye güldü, "bizde bu dert yok" dedi, ama ben Türk usulüyle ısrar ettim. Sonra, masada kalan bozuk paraları bölüşürken, aklıma geldi; geçen yıl evdeki balkon partisinde, herkes kendi içtiğini getirmişti, hiç sorun olmamıştı. Bu restoranda işler farklı işliyor, özellikle kalabalık gruplarda; bir keresinde, 2022'de İzmir'de, beş kişilik bir masada hesap 300 lirayı bulmuştu ve herkes "benim payım ne" diye hesap makinesiyle uğraştı. Benim gibi bahçeyle uğraşan biri için, bu durum tıpkı sulama sistemini ayarlamak gibi, herkese eşit düşen kısmı vermek gerekiyor ama pratikte kimse istemiyor. O Bodrum gecesinde, sonunda ben fazladan 20 lira verdim, ertesi gün balkonuma dönüp fesleğenlerimi budadım, en azından orası sorunsuzdu. Bu tür tartışmalar, her yemekte bir gelenek haline geliyor; ben de artık önceden "hesabı ben alırım" deyip işleri kolaylaştırıyorum, ama her seferinde şaşırtıyor. Bod
40