Sabah saatlerinde 34AS metrobüsüne binmek, bana hep Sartre’ın “cehennem başkalarıdır” lafını hatırlatıyor. Avcılar’da biniyorum, saat 07:40 civarı, daha turnikeden geçerken o insan akışıyla kendimi sürüklenirken buluyorum. Herkesin yüzünde garip bir kabulleniş var, sanki varoluşsal bir deney yapıyor gibiyiz. Elimde dizüstü bilgisayar, bir elimde kitap, sürekli “Acaba kolumun neresini biraz daha az acıtırım?” diye düşünüyorum. İçerisi öyle kalabalık ki bir ara sırtımdaki çanta nabzımı ölçmeye başlıyor, nefes alışım hızlanıyor.
Toplu taşımada kimse kimseye bakmıyor gibi yapsa da herkes birbirinin alanına giriyor, temaslar kaçınılmaz. 2023 Şubat’ında, Zincirlikuyu aktarmasında, yerdeki ayakkabı izlerine bakıp “Burada kaç insanın umudu ezildi?” diye dalıp gitmiştim. Bir durakta biriyle göz göze geldim, ikimiz de gülümseyemedik. Toplu taşımanın bana öğrettiği felsefe: Bireysellik burada askıya alınır, herkes bir süreliğine bir başkasının omzuna, nefesine, sabrına emanet.
Toplu taşımada kimse kimseye bakmıyor gibi yapsa da herkes birbirinin alanına giriyor, temaslar kaçınılmaz. 2023 Şubat’ında, Zincirlikuyu aktarmasında, yerdeki ayakkabı izlerine bakıp “Burada kaç insanın umudu ezildi?” diye dalıp gitmiştim. Bir durakta biriyle göz göze geldim, ikimiz de gülümseyemedik. Toplu taşımanın bana öğrettiği felsefe: Bireysellik burada askıya alınır, herkes bir süreliğine bir başkasının omzuna, nefesine, sabrına emanet.
61