Partnerimin ailesini ilk ziyaretim 2018 yazında, Ankara'nın o boğucu Temmuz günlerinde oldu, evleri Yenimahalle'de bir apartman dairesinde. Benim elimde saksıda bir fesleğen vardı, balkonumdan kendi ürettiğimden, "hediye getir" demişti partnerim, ben de güldüm içimden, sanki annesi o bitkiyi sulamayı bilecek. Kapıyı açtıklarında annesi "Hoş geldin" dedi, ama ses tonu sanki alışveriş listesi okur gibiydi, babasıysa elinde çay bardağıyla oturuyordu, koltukta yayılmış. Ben balkondan gelen biriyim, fesleğenimi uzattım, "Bu balkonunuz için" dedim, o sırada fark ettim ki onların balkonu bomboş, sadece bir saksı solmuş papatya var, alaycı bir gülümseme tutamadım.
Evde her şey o kadar düzenliydi ki, sanki bir katalogtan çıkmış gibi, mutfakta porselen tabaklar sıralı, ama kimse konuşmuyor gerçekten. Annesi fesleğeni aldı, "Ne güzel, ama bunu nerede büyüttün" diye sordu, ben "Kendi balkonumda, geçen sene iki tanesini çapalamıştım" dedim, o esnada babası araya girdi, "Benim zamanımda balkon diye bir şey yoktu, sadece toprak" diye böbürlendi. Partnerimin abisi geldi, elinde bir paket cips, "Sen bitki falan mı yetiştiriyorsun" dedi, ben "Evet, fesleğenlerimden geçen ay 5 tanesini komşuya verdim" diye yanıtladım, ama içimden geçirdim, "Sizinkiler burada solmuşken ben nasıl anlatayım". Odaya oturduk, annesi kek çıkardı, ama kekin markası belli, Migros'tan alınmış, tadı da öyle, kuru kuru.
Sonra yemek faslı başladı, masada etli dolma vardı, ama yapılışını gördüm, annesi konserve et kullanmış, ben kendi balkonumda fesleğen yetiştirirken daha doğal şeylerle uğraşıyorum. Partnerim "Annem her şeyi ev yapımı sanıyor" diye fısıldadı, ben gülesim geldi, "Evet, sanırım" dedim, ama alaycıydım içten içe. Babası bana sorular sordu, "Ne iş yapıyorsun" diye, ben "Bahçeyle uğraşıyorum, geçen yaz 10 saksı domates ektim" dedim, o da "Bizde eskiden köyde böyle şeyler vardı" diye laf attı, sanki ben şehirli bir acemiymişim gibi. Geceye doğru balkona çıktık, fesleğenimi oraya koydum, rüzgar esti, ama balkonları o kadar dar ki, saksı neredeyse düşecekti, ben "Dikkat edin, bu bitki hassas" dedim, annesi "Tamam, sen anlarsın herhalde" diye cevap verdi. O ziyaret bittiğinde, eve döndüm, balkonumdaki fesleğenlere baktım, "Siz daha iyisiniz" dedim kendi kendime, çünkü aile ziyaretleri böyle bir şey, beklediğin gibi çıkmıyor.
Partnerimin kuzenleri de oradaydı, biri 15 yaşında, elinde telefon, "Senin bitkilerin var mı gerçekten" diye sordu, ben "Evet, geçen hafta bir tanesi çiçek açtı" dedim, o da "Vay be, ben sadece oyun oynuyorum" diye güldü. Masada sohbet uzadı, annesi bana çay doldurdu, ama bardağın markası Ikea'ydı, basit bir şey, ben içimden "Balkonumda bile daha şık saksılarım var" diye düşündüm. O günün sonunda, arabayla eve dönerken, partnerim "İlk sefer için fena değildi" dedi, ben de "Evet, ama bir dahaki sefere fesleğen yerine başka bir şey götüreyim" diye şaka yaptım, ama gerçekte o fesleğen hala aklımda, belki büyümüş müdür kim bilir. Ankara'nın o sıcağında, aile ziyaretleri böyle alengirli geçiyor, ben de balkonuma dönüp işime bakıyorum.
Evde her şey o kadar düzenliydi ki, sanki bir katalogtan çıkmış gibi, mutfakta porselen tabaklar sıralı, ama kimse konuşmuyor gerçekten. Annesi fesleğeni aldı, "Ne güzel, ama bunu nerede büyüttün" diye sordu, ben "Kendi balkonumda, geçen sene iki tanesini çapalamıştım" dedim, o esnada babası araya girdi, "Benim zamanımda balkon diye bir şey yoktu, sadece toprak" diye böbürlendi. Partnerimin abisi geldi, elinde bir paket cips, "Sen bitki falan mı yetiştiriyorsun" dedi, ben "Evet, fesleğenlerimden geçen ay 5 tanesini komşuya verdim" diye yanıtladım, ama içimden geçirdim, "Sizinkiler burada solmuşken ben nasıl anlatayım". Odaya oturduk, annesi kek çıkardı, ama kekin markası belli, Migros'tan alınmış, tadı da öyle, kuru kuru.
Sonra yemek faslı başladı, masada etli dolma vardı, ama yapılışını gördüm, annesi konserve et kullanmış, ben kendi balkonumda fesleğen yetiştirirken daha doğal şeylerle uğraşıyorum. Partnerim "Annem her şeyi ev yapımı sanıyor" diye fısıldadı, ben gülesim geldi, "Evet, sanırım" dedim, ama alaycıydım içten içe. Babası bana sorular sordu, "Ne iş yapıyorsun" diye, ben "Bahçeyle uğraşıyorum, geçen yaz 10 saksı domates ektim" dedim, o da "Bizde eskiden köyde böyle şeyler vardı" diye laf attı, sanki ben şehirli bir acemiymişim gibi. Geceye doğru balkona çıktık, fesleğenimi oraya koydum, rüzgar esti, ama balkonları o kadar dar ki, saksı neredeyse düşecekti, ben "Dikkat edin, bu bitki hassas" dedim, annesi "Tamam, sen anlarsın herhalde" diye cevap verdi. O ziyaret bittiğinde, eve döndüm, balkonumdaki fesleğenlere baktım, "Siz daha iyisiniz" dedim kendi kendime, çünkü aile ziyaretleri böyle bir şey, beklediğin gibi çıkmıyor.
Partnerimin kuzenleri de oradaydı, biri 15 yaşında, elinde telefon, "Senin bitkilerin var mı gerçekten" diye sordu, ben "Evet, geçen hafta bir tanesi çiçek açtı" dedim, o da "Vay be, ben sadece oyun oynuyorum" diye güldü. Masada sohbet uzadı, annesi bana çay doldurdu, ama bardağın markası Ikea'ydı, basit bir şey, ben içimden "Balkonumda bile daha şık saksılarım var" diye düşündüm. O günün sonunda, arabayla eve dönerken, partnerim "İlk sefer için fena değildi" dedi, ben de "Evet, ama bir dahaki sefere fesleğen yerine başka bir şey götüreyim" diye şaka yaptım, ama gerçekte o fesleğen hala aklımda, belki büyümüş müdür kim bilir. Ankara'nın o sıcağında, aile ziyaretleri böyle alengirli geçiyor, ben de balkonuma dönüp işime bakıyorum.
10