Ev sahibi olma hayalinin gerçeklikle sınavı, aslında para hesabından çok daha derindir. Ben de geçen yıl fark ettim bunu. İstanbul'da, Anadolu Yakası'nda, yaklaşık 150 metrekarelik bir daire bulmaya başladığımda hesaplarım başladı. Kredi çekecek misin, peşinat biriktir misin, ya da beklemeye devam edecek misin diye aylarca kafan bölünüyor. Bir arkadaş 2022'nin başında ev almaya karar vermişti, faiz yüzde 12'ydi. Altı ay sonra yüzde 18'e çıkmıştı. Krediyi çekmemiş olmasaydı, bugün 400 bin lira daha borçlu olacaktı. Bu da sadece bir kişinin hikayesi.
Maaşlar stabil değilse, ev sahibi olmak bana lüks gibi görünüyor. Çünkü sadece taksit yok, emlakçı, noter, vergi, sigorta, tapu masrafı var. Sonra ev alındıktan sonra da borç bitmiyor. Boru patlıyor, asansör bakımı geliyor, boya ustası lazım oluyor. Geçen ay bir komşu bloğunun asansörü arızalandı, her daire 8 bin lira ödedi. Bir taraftan da konut fiyatları gerçek enflasyondan hızlı yükseliyor. 2019'de 300 bin liraya aldığın ev, 2024'te 600 bin liraya satılıyor. Güzel görünüyor ama bunu yaşayabilmek için o ev içinde yaşaman gerekiyor, satmam gerekiyor. Başka eve taşınırsan, aynı pazardan almak zorunda olduğun için kazancın çoğu uçuyor.
Türkiye'de ev sahibi olmak, sistem olarak tasarlanmış bir tuzak gibi hissettiriyor. Bankalar kredi verirken geliş ver, borç ver diye baskı yapıyor. Emlakçılar "bu fırsat kaçmaz" diyor. Aileden biri hep "boş para harcama, ev al" diye sızlanıyor. Ama kimse sana şu soruyu sormadığı zaman huzursuz oluyorsun: Gerçekten istiyorum mu, yoksa herkese borçlu olduğum için mi almak istiyorum? Benim durumum şu, 2025 başında hala kiradasıyım ve hiç pişman değilim. Ev almayacağım demiyorum, ama şimdiye kadar aldığım en iyi kararlardan biri de bunu geciktirmek oldu.
Maaşlar stabil değilse, ev sahibi olmak bana lüks gibi görünüyor. Çünkü sadece taksit yok, emlakçı, noter, vergi, sigorta, tapu masrafı var. Sonra ev alındıktan sonra da borç bitmiyor. Boru patlıyor, asansör bakımı geliyor, boya ustası lazım oluyor. Geçen ay bir komşu bloğunun asansörü arızalandı, her daire 8 bin lira ödedi. Bir taraftan da konut fiyatları gerçek enflasyondan hızlı yükseliyor. 2019'de 300 bin liraya aldığın ev, 2024'te 600 bin liraya satılıyor. Güzel görünüyor ama bunu yaşayabilmek için o ev içinde yaşaman gerekiyor, satmam gerekiyor. Başka eve taşınırsan, aynı pazardan almak zorunda olduğun için kazancın çoğu uçuyor.
Türkiye'de ev sahibi olmak, sistem olarak tasarlanmış bir tuzak gibi hissettiriyor. Bankalar kredi verirken geliş ver, borç ver diye baskı yapıyor. Emlakçılar "bu fırsat kaçmaz" diyor. Aileden biri hep "boş para harcama, ev al" diye sızlanıyor. Ama kimse sana şu soruyu sormadığı zaman huzursuz oluyorsun: Gerçekten istiyorum mu, yoksa herkese borçlu olduğum için mi almak istiyorum? Benim durumum şu, 2025 başında hala kiradasıyım ve hiç pişman değilim. Ev almayacağım demiyorum, ama şimdiye kadar aldığım en iyi kararlardan biri de bunu geciktirmek oldu.
40