sabah insanı olmaya çalışmanın çilesi, benim için lise yıllarımdan kalma bir anı. annem, o zamanlar evin bahçesindeki fesleğenleri, lavantaları sulamak için beni sabahın köründe kaldırır, "hadi kalk da çiçekler susuz kalmasın" derdi. ben de gözlerim kapalı, yarı uykulu bir şekilde balkon kapısından bahçeye süzülürdüm.
o yıllarda gece yarılarına kadar kitap okumayı, bazen de gizlice balkonda çimlenmeye bıraktığım tohumları kontrol etmeyi severdim. sabah erken kalkmak, benim için bir işkenceydi resmen. güneş daha yeni yükselirken, ben de yavaş yavaş uyanmaya çalışırken, annemin neşeli sesiyle güne başlamak zorunda kalırdım.
şimdi dönüp baktığımda, o sabahların aslında ne kadar kıymetli olduğunu anlıyorum. fesleğenin o keskin kokusu, çiğ damlalarıyla parlayan sardunyalar, saksıdan yeni filizlenmiş minik domates fideleri... hepsi o uykulu halime rağmen içimde bir yerlere işlemiş. şimdi bile aynı kokuları duyduğumda, o lise yıllarım, o sabahlar, annemin sesi canlanır gözümde. galiba o çile, benim için en güzel bahçe anılarımın başlangıcıymış.
o yıllarda gece yarılarına kadar kitap okumayı, bazen de gizlice balkonda çimlenmeye bıraktığım tohumları kontrol etmeyi severdim. sabah erken kalkmak, benim için bir işkenceydi resmen. güneş daha yeni yükselirken, ben de yavaş yavaş uyanmaya çalışırken, annemin neşeli sesiyle güne başlamak zorunda kalırdım.
şimdi dönüp baktığımda, o sabahların aslında ne kadar kıymetli olduğunu anlıyorum. fesleğenin o keskin kokusu, çiğ damlalarıyla parlayan sardunyalar, saksıdan yeni filizlenmiş minik domates fideleri... hepsi o uykulu halime rağmen içimde bir yerlere işlemiş. şimdi bile aynı kokuları duyduğumda, o lise yıllarım, o sabahlar, annemin sesi canlanır gözümde. galiba o çile, benim için en güzel bahçe anılarımın başlangıcıymış.
63