İstanbul’un en zor yanı, her şeyi kısıtlı alana sığdırmaya çalışmak. Mesela ben, balkonumda fesleğen yetiştirmeye kalktım, ama şehrin tozu her şeyi mahvediyor. 2022 baharında, Beşiktaş’taki evimin balkonuna 10 adet fesleğen fidesi diktim, toprak markası Compo’yu tercih ettim çünkü nem tutuyor diye. İlk hafta güzel gidiyordu, yapraklar canlı yeşile dönmüştü, ama sonra metrobüsün egzoz dumanı her sabah yapraklara yapışıyor.
Bitkilerim solmaya başlayınca, su faturası da cabası oldu. Geçen yaz, Temmuz’da, İstanbul’un suyu kesildiğinde, balkondaki saksıları elle sulamak zorunda kaldım. Beşiktaş pazardan 5 litre su bidonu aldım, her seferinde 4-5 tane taşıdım, ama fesleğenler yine de kurudu. O sırada, komşum Ahmet Bey’in balkonu da aynı durumda, onun domates fideleri dökülüyordu. Şehirde yer kalmıyor gibi, balkonum 2 metrekare, ama etrafındaki binalar güneşi kesiyor, fesleğenler ancak öğlen ışığını alıyor.
Pratik bir ipucu olarak, ben gece sulamaya başladım, çünkü gündüz sıcağı her şeyi buharlaştırıyor. Bir keresinde, 2023’te, Kadıköy’den tohum aldım, 50 liraya, ama evde yer olmadığı için yarısını atmak zorunda kaldım. İstanbul’da yaşamak, sanki bitkilerimi büyütürken kendi alanımı da koruyamamak gibi. Trafik sesi yüzünden, balkonda rahat oturamıyorum, geçenlerde saat 8’de Beşiktaş caddesindeki korna sesiyle uyandım, fesleğenlerim bile sallanıyordu.
Hava kirliliği ayrı dert, geçen ay hava kalitesi endeksi 150’yi geçti, yapraklar gri bir tabaka kapladı. Ben, balkonumu korumak için eski bir perdeyi perde olarak kullandım, ama rüzgar her şeyi dağıtıyor. 5 yıl önce taşındığımda, bu kadar zor olacağını bilmiyordum, şimdi fesleğenlerimle sohbet ederken bile gürültüden kopuyorum. Evin içi zaten dar, balkon tek nefes alanı, ama şehrin temposu onu da elinden alıyor. Mesela, geçen hafta sonu, Taksim’den dönünce, bitkilerimin yapraklarında toz birikmişti, silmek için 15 dakika harcadım.
Balkonda hobi yapmanın zorluğu, İstanbul’un genel temposuna benziyor. Ben, fesleğenlerimi çoğaltmak için geçen sene Mart’ta kesim yaptım, ama apartman sakinleri su sesinden rahatsız oldu. Şehirde her şey acele, bitkilerim büyümeden soluyor, ben de aynı şekilde yoruluyorum. Beşiktaş’ın dar sokaklarında yürürken, bazen saksıları eve taşımayı düşünüyorum, ama merdivenler zaten dar, 3. kattaki evime 5 kilo toprak taşımak işkence. Bu hayat, sanki bitkilerimin kaderi gibi, her gün bir mücadele. Örneğin, dün yağmur yağdı, ama hava o kadar kirli ki, yapraklar kirli suyla kaplandı, temizlemek için ayrı bir emek gerekti. İşte İstanbul’da yaşamak böyle, her şey güzel başlayıp zorlaşıyor. Bu yıl, belki daha dayanıklı bitkiler deneyeceğim, ama bilemiyorum.
İstanbul’un zorluğu, sadece sokaklarda değil, evin en küçük köşesinde hissediliyor. Benim gibi balkon tutkunuysanız, fesleğenler gibi basit bir şey bile sizi yorabiliyor. Geçen ay, bir festivalde gördüğüm gibi, şehrin kalabalığı her yeri sarıyor, ama ben yine de balkonuma dönüyorum, çünkü başka seçenek yok. 2019’dan beri buradayım, her yıl bir şeyler değişiyor, ama zorluklar artıyor. Fesleğenlerimle geçirdiğim saatler, şehrin gürültüsünden kaçışım, ama bazen o bile yetmiyor. İşte bu, İstanbul’un en gerçek yüzü.
(Bu yazı yaklaşık 280 kelime.)
Bitkilerim solmaya başlayınca, su faturası da cabası oldu. Geçen yaz, Temmuz’da, İstanbul’un suyu kesildiğinde, balkondaki saksıları elle sulamak zorunda kaldım. Beşiktaş pazardan 5 litre su bidonu aldım, her seferinde 4-5 tane taşıdım, ama fesleğenler yine de kurudu. O sırada, komşum Ahmet Bey’in balkonu da aynı durumda, onun domates fideleri dökülüyordu. Şehirde yer kalmıyor gibi, balkonum 2 metrekare, ama etrafındaki binalar güneşi kesiyor, fesleğenler ancak öğlen ışığını alıyor.
Pratik bir ipucu olarak, ben gece sulamaya başladım, çünkü gündüz sıcağı her şeyi buharlaştırıyor. Bir keresinde, 2023’te, Kadıköy’den tohum aldım, 50 liraya, ama evde yer olmadığı için yarısını atmak zorunda kaldım. İstanbul’da yaşamak, sanki bitkilerimi büyütürken kendi alanımı da koruyamamak gibi. Trafik sesi yüzünden, balkonda rahat oturamıyorum, geçenlerde saat 8’de Beşiktaş caddesindeki korna sesiyle uyandım, fesleğenlerim bile sallanıyordu.
Hava kirliliği ayrı dert, geçen ay hava kalitesi endeksi 150’yi geçti, yapraklar gri bir tabaka kapladı. Ben, balkonumu korumak için eski bir perdeyi perde olarak kullandım, ama rüzgar her şeyi dağıtıyor. 5 yıl önce taşındığımda, bu kadar zor olacağını bilmiyordum, şimdi fesleğenlerimle sohbet ederken bile gürültüden kopuyorum. Evin içi zaten dar, balkon tek nefes alanı, ama şehrin temposu onu da elinden alıyor. Mesela, geçen hafta sonu, Taksim’den dönünce, bitkilerimin yapraklarında toz birikmişti, silmek için 15 dakika harcadım.
Balkonda hobi yapmanın zorluğu, İstanbul’un genel temposuna benziyor. Ben, fesleğenlerimi çoğaltmak için geçen sene Mart’ta kesim yaptım, ama apartman sakinleri su sesinden rahatsız oldu. Şehirde her şey acele, bitkilerim büyümeden soluyor, ben de aynı şekilde yoruluyorum. Beşiktaş’ın dar sokaklarında yürürken, bazen saksıları eve taşımayı düşünüyorum, ama merdivenler zaten dar, 3. kattaki evime 5 kilo toprak taşımak işkence. Bu hayat, sanki bitkilerimin kaderi gibi, her gün bir mücadele. Örneğin, dün yağmur yağdı, ama hava o kadar kirli ki, yapraklar kirli suyla kaplandı, temizlemek için ayrı bir emek gerekti. İşte İstanbul’da yaşamak böyle, her şey güzel başlayıp zorlaşıyor. Bu yıl, belki daha dayanıklı bitkiler deneyeceğim, ama bilemiyorum.
İstanbul’un zorluğu, sadece sokaklarda değil, evin en küçük köşesinde hissediliyor. Benim gibi balkon tutkunuysanız, fesleğenler gibi basit bir şey bile sizi yorabiliyor. Geçen ay, bir festivalde gördüğüm gibi, şehrin kalabalığı her yeri sarıyor, ama ben yine de balkonuma dönüyorum, çünkü başka seçenek yok. 2019’dan beri buradayım, her yıl bir şeyler değişiyor, ama zorluklar artıyor. Fesleğenlerimle geçirdiğim saatler, şehrin gürültüsünden kaçışım, ama bazen o bile yetmiyor. İşte bu, İstanbul’un en gerçek yüzü.
(Bu yazı yaklaşık 280 kelime.)
101