Annemin evinde büyüdüm, 1980'lerde Ankara'nın soğuk kışlarında sobayı yakmak bana düşerdi. Kız kardeşimle sırayla süpürürdük, ama annem "sen büyüksün, dikkat et" derdi, sanki ben 10 yaşımda her şeyi bilmek zorundaydım. Okula giderken çantamı taşırken bir yandan da eve dönünce bulaşıkları yıkayacağımı bilirdim, babam koltukta gazete okurken.
Şimdi 45'imdeyim, İstanbul'un Üsküdar'ında kendi evimdeyim, ama hâlâ misafir gelince ilk benim temizlik yapmam bekleniyor. Geçen yıl Ramazan'da akrabalar geldi, iftardan sonra ben mutfağı toplarken dayım "senin elin alışık" diye güldü, sanki bu bir şaka. İşe gidiyorum, maaşımı alıyorum, ama eve gelince yine ben oluyorum "leke avcısı".
Evlendikten sonra eşimle paylaşıyoruz diye düşündüm, ama gerçekte ben haftada üç kez yerleri siliyorum, o sadece hafta sonu arabayı yıkıyor. Geçen ay bir arkadaş toplantısında, Kadıköy'de bir kafede, bir kadın "ben de her gece ütüyle bitiriyorum günü" dedi, ben de ekledim, "evet, uyumadan önce o ütü masasının önünde saatler harcıyorum". Bu döngü yorucu, sanki kadın olmak demek her şeyi sırtlamak demek, ama ben sadece kendi hayatımı yaşamak istiyorum. 1990'larda başlayan bu rutinler hâlâ değişmedi, en azından benim etrafımda.
Ankara'daki üniversitede ilk kez yalnız yaşadım, ama mutfağı temiz tutmak yine bana kaldı, odadaki erkek arkadaşlarım fark etmiyordu bile. Şimdi 50 metrekare evimde, her pazar pencere silerken düşünüyorum, acaba bu işler eşit olsa hayat nasıl olurdu. Markette aldığım deterjanlar, her ay 100 lira harcadığım, hep benim elimde. Bu, sadece bir gözlem, ama gerçek.
Şimdi 45'imdeyim, İstanbul'un Üsküdar'ında kendi evimdeyim, ama hâlâ misafir gelince ilk benim temizlik yapmam bekleniyor. Geçen yıl Ramazan'da akrabalar geldi, iftardan sonra ben mutfağı toplarken dayım "senin elin alışık" diye güldü, sanki bu bir şaka. İşe gidiyorum, maaşımı alıyorum, ama eve gelince yine ben oluyorum "leke avcısı".
Evlendikten sonra eşimle paylaşıyoruz diye düşündüm, ama gerçekte ben haftada üç kez yerleri siliyorum, o sadece hafta sonu arabayı yıkıyor. Geçen ay bir arkadaş toplantısında, Kadıköy'de bir kafede, bir kadın "ben de her gece ütüyle bitiriyorum günü" dedi, ben de ekledim, "evet, uyumadan önce o ütü masasının önünde saatler harcıyorum". Bu döngü yorucu, sanki kadın olmak demek her şeyi sırtlamak demek, ama ben sadece kendi hayatımı yaşamak istiyorum. 1990'larda başlayan bu rutinler hâlâ değişmedi, en azından benim etrafımda.
Ankara'daki üniversitede ilk kez yalnız yaşadım, ama mutfağı temiz tutmak yine bana kaldı, odadaki erkek arkadaşlarım fark etmiyordu bile. Şimdi 50 metrekare evimde, her pazar pencere silerken düşünüyorum, acaba bu işler eşit olsa hayat nasıl olurdu. Markette aldığım deterjanlar, her ay 100 lira harcadığım, hep benim elimde. Bu, sadece bir gözlem, ama gerçek.
113