2005 yaz baharı, Çanakkale'de erdim, terhisime kadar her gün o beton avluda sırtımda 15 kiloluk çanta ile eğitimdeydik. Sabah 05:00'de uyanır, hızlıca giyinir, elime bir su matarası alıp koştururdum, ama aklım hep evdeki fesleğen saksısında kalırdı. Bir keresinde nöbet sırasında, tepenin yamacında dururken, cebimdeki tohumu çıkarıp toprağa gömdüm; o an, askerliğin sadece emir dinlemek değil, kendi ritmini bulmak olduğunu anladım.
Nöbet listesinde ismimin yanında "gece devriyesi" yazınca, karanlıkta saatlerimi tek başıma geçirirdim, o sırada etrafımdaki otları inceleyip hangilerinin dayanıklı olduğunu not ederdim. Mesela, o bölgeye özgü yabani kekik buldum, ertesi yıl eve döndüğümde kendi balkonumda denedim ve tuttu. Askerlikte zamanı öldürmek yerine, eline geçen her fırsatta bir hobi geliştir, ben öyle yaptım ve şimdi o anılar sayesinde bahçem daha renkli.
Ama zor anlar da vardı, bir defasında yağmurda ıslanmış çadırda uyurken, ertesi gün sıtmaya benzer bir halsizlik yaşadım, mecburen istirahat istedim. O deneyimden beri, askerlikte sağlığına dikkat et, ben o hatayı yapınca bir hafta düzgün yürüyemedim. Sonra, terhis olunca ilk işim balkona yeni bitkiler ekmek oldu; o süreç, hayatta dengeyi kurmanın anahtarıymış. 2006'da döndüğümde, o yılların yorgunluğu geçmişti bile.