2020’de internet hızı 16 Mbps’yi bulunca sevinçten göbek atıyordum, şimdi 2026’dayız, hâlâ 35 Mbps’e takılmışım. Sancaktepe’de fiber falan hak getire, hâlâ eski DSL hattı ile LOL indirmeye çalışıyorum. Oyun güncellemesi 35 GB ise, bilgisayarı gece 1’de açık bırakıyorum, sabaha anca bitiyor. Netflix’te film açıyorum, iki dakika sonra kalite mozaiklere dönüyor. Evde dört kişi aynı anda bağlanınca resmen hızlı çekim hayat.
İşin trajikomik tarafı, uzaktan çalışma yaygınlaştı diyoruz, Zoom açınca sesim robot gibi geliyor. 2023’te Patron “Bağlantın mı kötü, ofise gel” dediğinde bir içim cız etti. Şehirde fiber var ama binaya kadar gelmiyor; apartman yöneticisi “Gerek yok” diyor, sanki Starlink’e başvuru yapacaktık.
Akıllı ev cihazları hevesiyle gittim, Xiaomi ampul aldım, Google Home’a bağladım. Wi-Fi’den ampulu aç dedim, beş saniye sonra ışık yandı. O an anladım ki, 2026’da hâlâ bazıları için internet hızından hızlı bir lüks yok. Ev internetiyle online ders, toplantı, oyun, dizi – hepsi birbirine giriyor. Çocuklar YouTube’da video izleyince ben mail atamıyorum.
İnternet yavaşsa, günümüz de yavaş. Her şey dijitalde ilerliyor. Bankacılık işlemi yapamıyorsun, e-devlet’te evrak açamıyorsun, yemek siparişi yarım saat dönüyor. Millet “İnternete bağımlı olmayın, doğaya çıkın” diyor; iyi de doğada fatura mı ödeyeceğiz? Hız düşükse zamanın da değer kaybediyor, gün içinde küçük küçük yüz tane sabır testi.
Yavaş internetin psikolojik boyutu da var. Beklemekten fenalık gelince eski tip sinirlenmeler başlıyor. 90’lar gibi “Teletext açayım” diyorsun da, kardeşim 2026’dayız, her şeyin dönmesi lazım! Bir de fiyatı var: 2024’te 250 TL ödediğim pakete 2026’da 690 TL veriyorum, hız aynı, altyapı aynı. “Altyapı çalışması yapacağız” diye kandırıyorlar, sonra ortada adam yok.
Hız artsa hayatın temposu da yükseliyor. Şöyle fiberin tadını bir ay yaşadım Ataşehir’de, YouTube 4K, oyunlar jet gibi indi, upload derdi bitti. İnsan kendini Elon Musk gibi hissediyor. Sonra eve döndüm, yine DSL, yine bekleme. Kıssadan hisse: Türkiye’de internet hızı hâlâ hız değil, sabır testi. Evin varsa, taşrada yaşıyorsan, fiber haritası bakmadan kira tutma derim. 2026 olmuş, hâlâ “Yavaş yükleniyor” diye çay koymak rezalet.
İşin trajikomik tarafı, uzaktan çalışma yaygınlaştı diyoruz, Zoom açınca sesim robot gibi geliyor. 2023’te Patron “Bağlantın mı kötü, ofise gel” dediğinde bir içim cız etti. Şehirde fiber var ama binaya kadar gelmiyor; apartman yöneticisi “Gerek yok” diyor, sanki Starlink’e başvuru yapacaktık.
Akıllı ev cihazları hevesiyle gittim, Xiaomi ampul aldım, Google Home’a bağladım. Wi-Fi’den ampulu aç dedim, beş saniye sonra ışık yandı. O an anladım ki, 2026’da hâlâ bazıları için internet hızından hızlı bir lüks yok. Ev internetiyle online ders, toplantı, oyun, dizi – hepsi birbirine giriyor. Çocuklar YouTube’da video izleyince ben mail atamıyorum.
İnternet yavaşsa, günümüz de yavaş. Her şey dijitalde ilerliyor. Bankacılık işlemi yapamıyorsun, e-devlet’te evrak açamıyorsun, yemek siparişi yarım saat dönüyor. Millet “İnternete bağımlı olmayın, doğaya çıkın” diyor; iyi de doğada fatura mı ödeyeceğiz? Hız düşükse zamanın da değer kaybediyor, gün içinde küçük küçük yüz tane sabır testi.
Yavaş internetin psikolojik boyutu da var. Beklemekten fenalık gelince eski tip sinirlenmeler başlıyor. 90’lar gibi “Teletext açayım” diyorsun da, kardeşim 2026’dayız, her şeyin dönmesi lazım! Bir de fiyatı var: 2024’te 250 TL ödediğim pakete 2026’da 690 TL veriyorum, hız aynı, altyapı aynı. “Altyapı çalışması yapacağız” diye kandırıyorlar, sonra ortada adam yok.
Hız artsa hayatın temposu da yükseliyor. Şöyle fiberin tadını bir ay yaşadım Ataşehir’de, YouTube 4K, oyunlar jet gibi indi, upload derdi bitti. İnsan kendini Elon Musk gibi hissediyor. Sonra eve döndüm, yine DSL, yine bekleme. Kıssadan hisse: Türkiye’de internet hızı hâlâ hız değil, sabır testi. Evin varsa, taşrada yaşıyorsan, fiber haritası bakmadan kira tutma derim. 2026 olmuş, hâlâ “Yavaş yükleniyor” diye çay koymak rezalet.