1998’de Kadıköy’de annem sokağın başındaki bakkala beni tek başıma gönderirdi. Akşamları evin kapısı bazen açık kalırdı, bir korku olmazdı. Şimdi aynı mahallede, akşam sekizden sonra köşe başında bekleyen üç kişiyi görünce yolumu değiştiriyorum. O eski güven duygusu toz olmuş, yerini tedirginliğe bırakmış. Herkesin dilinde aynı laf: “Artık kimseye güven kalmadı.”
Değişimin sebebi tek bir şey değil. Herkesin aklına hemen Suriyeliler, göçmenler geliyor ama mesele daha derin. 2010’dan beri İstanbul’da nüfus patladı, plansız yapılaşma aldı başını gitti. Mahalle kültürü çöktü, tanıdık yüz kalmadı. Kendi apartmanında kim oturuyor bilmiyorsun. Güvenlik görevlisi, kamera falan koyduk ama o sadece “güvende hissetme” hayali yaratıyor, gerçek güvenlik başka şey.
Bir de medya faktörü var. Eskiden hırsızlık, gasp haberi nadirdi, şimdi sosyal medyada her semtten bir olay dönüyor. İnsan her an her yerde tehlike varmış gibi bir ruh haline giriyor. Hatta geçen ay bir arkadaşım, akşam Mecidiyeköy’de evine giderken sesli mesaj atmamı istedi, “Belki biri takip ediyordur” diye. Yirmi sene önce adını bile duymadığımız paranoyalar.
Bir başka değişiklik de “polis çağırmak” konusunda. Eskiden kavga çıksa komşular araya girerdi, şimdi herkes polisi arıyor, kimse karışmak istemiyor. İnsanlar birbirinden koptu, yardımlaşma azaldı. Geçen sene, Beşiktaş’ta gece yarısı iki kişinin tartışmasına kimse müdahale etmedi, herkes telefonuna gömüldü. Eskiden mahallede kavga olsa anneler camdan bağırır, “Ayıptır çocuklar!” diye ortamı yatıştırırdı.
Ekonomik kriz de güvenlik hissini tüketti. İşsizlik arttı, gelir uçurumu büyüdü. 2022’den beri, sokakta daha çok şüpheli tip dolaşıyor. Esnafla konuşuyorum, hepsi dükkanına alarm taktırmış. 90’larda dükkanda tek başına oturan esnaf şimdi yanına birini alıyor, çünkü birden bire içeriye biri dalacak korkusu var.
Bir de şu var: Apartman girişinde “Dikkat! Kamera ile izleniyorsunuz.” yazısı görmeyen kaldı mı? Güvenlik algısı, gerçek güven olmadığı için “gözetleniyoruz” illüzyonuna döndü. Oysa insanı asıl rahatlatan, sokakta selam verdiğin, gördüğünde kafanı çevirmediğin tanıdık insanlardı.
Geçmişte güvenlik, mahalleliyle kurulan bağdan geliyordu; şimdi bireysel önlemlere, dijital çözümlere kaldı. Eskinin “kapımız açıktı, içimiz rahattı” günlerinden, “her adım bir risk” psikolojisine savrulduk. Mahalledeki yalnızlık arttıkça insanın kendine güveni de azalıyor. Bunu değiştirmek zor, ama en azından komşuya bir selam vermek hâlâ bedava.
Değişimin sebebi tek bir şey değil. Herkesin aklına hemen Suriyeliler, göçmenler geliyor ama mesele daha derin. 2010’dan beri İstanbul’da nüfus patladı, plansız yapılaşma aldı başını gitti. Mahalle kültürü çöktü, tanıdık yüz kalmadı. Kendi apartmanında kim oturuyor bilmiyorsun. Güvenlik görevlisi, kamera falan koyduk ama o sadece “güvende hissetme” hayali yaratıyor, gerçek güvenlik başka şey.
Bir de medya faktörü var. Eskiden hırsızlık, gasp haberi nadirdi, şimdi sosyal medyada her semtten bir olay dönüyor. İnsan her an her yerde tehlike varmış gibi bir ruh haline giriyor. Hatta geçen ay bir arkadaşım, akşam Mecidiyeköy’de evine giderken sesli mesaj atmamı istedi, “Belki biri takip ediyordur” diye. Yirmi sene önce adını bile duymadığımız paranoyalar.
Bir başka değişiklik de “polis çağırmak” konusunda. Eskiden kavga çıksa komşular araya girerdi, şimdi herkes polisi arıyor, kimse karışmak istemiyor. İnsanlar birbirinden koptu, yardımlaşma azaldı. Geçen sene, Beşiktaş’ta gece yarısı iki kişinin tartışmasına kimse müdahale etmedi, herkes telefonuna gömüldü. Eskiden mahallede kavga olsa anneler camdan bağırır, “Ayıptır çocuklar!” diye ortamı yatıştırırdı.
Ekonomik kriz de güvenlik hissini tüketti. İşsizlik arttı, gelir uçurumu büyüdü. 2022’den beri, sokakta daha çok şüpheli tip dolaşıyor. Esnafla konuşuyorum, hepsi dükkanına alarm taktırmış. 90’larda dükkanda tek başına oturan esnaf şimdi yanına birini alıyor, çünkü birden bire içeriye biri dalacak korkusu var.
Bir de şu var: Apartman girişinde “Dikkat! Kamera ile izleniyorsunuz.” yazısı görmeyen kaldı mı? Güvenlik algısı, gerçek güven olmadığı için “gözetleniyoruz” illüzyonuna döndü. Oysa insanı asıl rahatlatan, sokakta selam verdiğin, gördüğünde kafanı çevirmediğin tanıdık insanlardı.
Geçmişte güvenlik, mahalleliyle kurulan bağdan geliyordu; şimdi bireysel önlemlere, dijital çözümlere kaldı. Eskinin “kapımız açıktı, içimiz rahattı” günlerinden, “her adım bir risk” psikolojisine savrulduk. Mahalledeki yalnızlık arttıkça insanın kendine güveni de azalıyor. Bunu değiştirmek zor, ama en azından komşuya bir selam vermek hâlâ bedava.