Nüfusun yaş ortalaması tabelada yükselirken, doğuda çocuk sesleri hiç eksik olmuyor. 2026 yılı itibarıyla TÜİK’in verdiği rakamlar ortada: Tunceli, Sinop, Kastamonu gibi iller yaşlılar için adeta bir huzurevine dönmüş. Tunceli’de yaş ortalaması 46’yı geçmiş durumda. Kemaliye’den Pertek’e, kahvede oturanların çoğu emekli; gençlik ya İstanbul’da, ya Ankara’da. Sokaklar sakin, camilere gelen yaşlı amcalar dışında kimse yok. Sağlık ocağında sırada bekleyenlerin çoğu bastonlu. Köylerin yarısı bomboş.
Bir de işin öteki ucu var. Şanlıurfa, Siirt, Ağrı, Iğdır… Şehirlerin yaş ortalaması 21-23 arasında; Avrupa’nın çoğu ülkesinden gençler. Sabah saat sekizde Şanlıurfa’nın Eyyübiye’sinde okul yolunda çocuk seli var. Eve git, apartman merdivenlerinde bile ses bitmiyor. 2024’te Şanlıurfa’da bir sınıfta ortalama 45 öğrenci vardı, şimdi 50’yi geçti. Çocuk parkı desen, dolup taşıyor. Zaten Türkiye’nin en çok doğum yapılan illeri de burası. Düğün salonları haftasonu dolu, gelinlikçiler bayram ediyor.
Yaşlanan şehirlerin temel problemi, hizmet sektöründen tarıma kadar genç işgücünün eksikliği. Tunceli’de geçen sene 6 tane köy okulu kapandı. Kastamonu’da cenaze arabası sayısı minibüs sayısını geçti. Sinop’ta geçen sene 1400 kişi vefat etmiş, yeni doğan bebek yalnızca 600. Sağlık hizmeti desen, hemşireler bile yaşlı. Yaşlılar için evde bakım hizmeti yoksa, insanlar çaresiz.
Genç şehirlerde ise bambaşka bir telaş: İşsizlik. Urfa’da genç işsizlik oranı yüzde 38’e dayanmış. Okuyan çocuk çok ama atanamayan genç de öyle. Okul var, öğretmen az. Şanlıurfa’da 2025 yazında sağlık ocağına gittiğimde, kapıda saatlerce sıra bekledim. Tayin isteyen doktorlar, atanamayan hemşireler, sabahın sekizinde başlayan kavga gürültü. Bu illerde nüfus çok ama para yok.
Devletin en büyük hatası, sadece rakam açıklayıp kenara çekilmesi. Yaşlanan illere hayat gelmesi için gençleri oraya çekecek bir sebep yok. Genç şehirlerde ise çocuklar için kaliteli eğitim de, alanında iş de hayal. Bu uçurum büyüdükçe ülke haritası yaşlılar ve çocuklar arasında ikiye bölünüyor. Ne yazık ki plan yok, çözüm yok; herkes kendi köşesinde dertli.
Kendi ailem Kastamonu’da. Son üç yılda üç farklı genç, iş bulamadığı için Bursa’ya gitti. Annem “burada genç görmek mucize” diyor. Geçen yaz Sinop’a tatile gittik, esnaf “bizden sonra bu dükkanı açacak kimse yok” diye yakınıyor. Yaşlı şehirler sanki ağır çekimde yaşlanıyor, genç şehirler ise kalabalık ama umutsuz. Ülkenin ruhu da böyle ikiye ayrıldı. O yüzden, sadece il il ortalama açıklamakla olacak iş değil; gerçek çözüm şart.
Bir de işin öteki ucu var. Şanlıurfa, Siirt, Ağrı, Iğdır… Şehirlerin yaş ortalaması 21-23 arasında; Avrupa’nın çoğu ülkesinden gençler. Sabah saat sekizde Şanlıurfa’nın Eyyübiye’sinde okul yolunda çocuk seli var. Eve git, apartman merdivenlerinde bile ses bitmiyor. 2024’te Şanlıurfa’da bir sınıfta ortalama 45 öğrenci vardı, şimdi 50’yi geçti. Çocuk parkı desen, dolup taşıyor. Zaten Türkiye’nin en çok doğum yapılan illeri de burası. Düğün salonları haftasonu dolu, gelinlikçiler bayram ediyor.
Yaşlanan şehirlerin temel problemi, hizmet sektöründen tarıma kadar genç işgücünün eksikliği. Tunceli’de geçen sene 6 tane köy okulu kapandı. Kastamonu’da cenaze arabası sayısı minibüs sayısını geçti. Sinop’ta geçen sene 1400 kişi vefat etmiş, yeni doğan bebek yalnızca 600. Sağlık hizmeti desen, hemşireler bile yaşlı. Yaşlılar için evde bakım hizmeti yoksa, insanlar çaresiz.
Genç şehirlerde ise bambaşka bir telaş: İşsizlik. Urfa’da genç işsizlik oranı yüzde 38’e dayanmış. Okuyan çocuk çok ama atanamayan genç de öyle. Okul var, öğretmen az. Şanlıurfa’da 2025 yazında sağlık ocağına gittiğimde, kapıda saatlerce sıra bekledim. Tayin isteyen doktorlar, atanamayan hemşireler, sabahın sekizinde başlayan kavga gürültü. Bu illerde nüfus çok ama para yok.
Devletin en büyük hatası, sadece rakam açıklayıp kenara çekilmesi. Yaşlanan illere hayat gelmesi için gençleri oraya çekecek bir sebep yok. Genç şehirlerde ise çocuklar için kaliteli eğitim de, alanında iş de hayal. Bu uçurum büyüdükçe ülke haritası yaşlılar ve çocuklar arasında ikiye bölünüyor. Ne yazık ki plan yok, çözüm yok; herkes kendi köşesinde dertli.
Kendi ailem Kastamonu’da. Son üç yılda üç farklı genç, iş bulamadığı için Bursa’ya gitti. Annem “burada genç görmek mucize” diyor. Geçen yaz Sinop’a tatile gittik, esnaf “bizden sonra bu dükkanı açacak kimse yok” diye yakınıyor. Yaşlı şehirler sanki ağır çekimde yaşlanıyor, genç şehirler ise kalabalık ama umutsuz. Ülkenin ruhu da böyle ikiye ayrıldı. O yüzden, sadece il il ortalama açıklamakla olacak iş değil; gerçek çözüm şart.