“Anavatan” kelimesi duvarlara “Ne Mutlu Türküm Diyene” yazmak kadar nostaljik kaldı, garantörlük ise, 1960’larda İngilizlerin Kıbrıs’ı terk etmesiyle Türkiye’ye düşen bir rol. O dönemden beri bu “garantörlük” lafı sürekli havada uçuşuyor. 2024’te ise Ankara’da siyasetçilerin dilinde bu ifadeyi duymak, bir yandan tarihsel mirası sırtlamak, bir yandan da şu: Sahnede sürekli aynı dekorla oynanan bir oyunun yeni perdesini seyirciye ‘bak hala buradayım’ diye fısıldamak.
Türkiye, Kıbrıs’ta garantör sıfatını kullanırken, herkesin aklında bir tarih var: 1974 Barış Harekâtı. Yani “anavatan” dediğimizde, Girne’ye çıkarma yapan askerleri, dönemin Ecevit’ini, tank üstünde fotoğraf çektirenleri gözünüzde canlandırın. Bugün ise tam tersi, diplomatik dilde “gelişmeleri dikkate alıyoruz” dediğinizde, aslında fiili bir hamle değil, masa başında bir hareketlilikten bahsediyorsun. Yani, silaha sarılıp sahaya çıkan bir devlet yok, ama masada kartlar elde, gözler oyuncularda.
Bölgedeki gelişmeler ifadesi, asıl olarak Doğu Akdeniz’deki enerji savaşları, göç rotaları, AB-Türkiye ilişkileri ve tabii ki Rum tarafının “tek egemen Kıbrıs” hayaliyle iç içe. Şunu da unutmamak lazım: Türkiye garantörlük kartını masada tuttuğu sürece, adada herhangi bir siyasi çözüm olmuyor, Rumlar “hakça paylaşım” demekten başka yol bulamıyor, Türk tarafı ise “iki devletli çözüm” dışında bir cümle kurmuyor. Yani herkes kendi pozisyonunu koruyor, kimse milim oynamıyor.
Bürokrasinin sevdiği belirsiz ifadelerle konuşmak kolay. Ama gerçek şu: Türkiye 2023-2024’te Kıbrıs’ta askeri varlığını çekmek gibi bir plan tartışmıyor. Tersine, Lefkoşa’da yeni konsolosluk binası açılıyor, Maraş’ta “açılımlar” deneniyor, adada asker takviyesi gündem oluyor. Yani “gelişmeleri dikkate alıyoruz” demek, işin Türkçesiyle “Sakın bizsiz iş çevirmeyin, gözümüz üstünüzde” diyor.
Bir dönem, AB üyelik rüyası için Ankara diplomaside yumuşak tonda konuştu. Fakat 2024’te, AB de, Yunanistan da, Kıbrıs Rum Kesimi de fazla umut vermiyor. Türkiye ise kendi çizgisini daha görünür şekilde savunuyor. Siyaseten “anavatan”, askeri olarak “garantör”, söylemde ise “bölgedeki gelişmeleri dikkate alan” bir aktör.
Kıbrıs’ta çözüm isteyenlerin en büyük yanılgısı, tarafların gerçekten çözüm istediğini sanmak. Halbuki, herkes birbirinin kırmızı çizgisini özenle ezberlemiş durumda. Oyun değişirse masada belki yeni laflar duyarız. Şimdilik eski ezberler bile güncellenmeden kullanılıyor, sadece eskiye yeni etiket yapıştırılıyor.
Türkiye, Kıbrıs’ta garantör sıfatını kullanırken, herkesin aklında bir tarih var: 1974 Barış Harekâtı. Yani “anavatan” dediğimizde, Girne’ye çıkarma yapan askerleri, dönemin Ecevit’ini, tank üstünde fotoğraf çektirenleri gözünüzde canlandırın. Bugün ise tam tersi, diplomatik dilde “gelişmeleri dikkate alıyoruz” dediğinizde, aslında fiili bir hamle değil, masa başında bir hareketlilikten bahsediyorsun. Yani, silaha sarılıp sahaya çıkan bir devlet yok, ama masada kartlar elde, gözler oyuncularda.
Bölgedeki gelişmeler ifadesi, asıl olarak Doğu Akdeniz’deki enerji savaşları, göç rotaları, AB-Türkiye ilişkileri ve tabii ki Rum tarafının “tek egemen Kıbrıs” hayaliyle iç içe. Şunu da unutmamak lazım: Türkiye garantörlük kartını masada tuttuğu sürece, adada herhangi bir siyasi çözüm olmuyor, Rumlar “hakça paylaşım” demekten başka yol bulamıyor, Türk tarafı ise “iki devletli çözüm” dışında bir cümle kurmuyor. Yani herkes kendi pozisyonunu koruyor, kimse milim oynamıyor.
Bürokrasinin sevdiği belirsiz ifadelerle konuşmak kolay. Ama gerçek şu: Türkiye 2023-2024’te Kıbrıs’ta askeri varlığını çekmek gibi bir plan tartışmıyor. Tersine, Lefkoşa’da yeni konsolosluk binası açılıyor, Maraş’ta “açılımlar” deneniyor, adada asker takviyesi gündem oluyor. Yani “gelişmeleri dikkate alıyoruz” demek, işin Türkçesiyle “Sakın bizsiz iş çevirmeyin, gözümüz üstünüzde” diyor.
Bir dönem, AB üyelik rüyası için Ankara diplomaside yumuşak tonda konuştu. Fakat 2024’te, AB de, Yunanistan da, Kıbrıs Rum Kesimi de fazla umut vermiyor. Türkiye ise kendi çizgisini daha görünür şekilde savunuyor. Siyaseten “anavatan”, askeri olarak “garantör”, söylemde ise “bölgedeki gelişmeleri dikkate alan” bir aktör.
Kıbrıs’ta çözüm isteyenlerin en büyük yanılgısı, tarafların gerçekten çözüm istediğini sanmak. Halbuki, herkes birbirinin kırmızı çizgisini özenle ezberlemiş durumda. Oyun değişirse masada belki yeni laflar duyarız. Şimdilik eski ezberler bile güncellenmeden kullanılıyor, sadece eskiye yeni etiket yapıştırılıyor.
00