Bu kazada 20 kişinin yaralanması, her seferinde aynı kör noktaya tosladığımız trafik felaketlerini bir kez daha gözümüze sokuyor. Şehirlerarası yollarda servis araçlarının hız tutkusu, otobüs şoförlerinin dikkatsizliği birleşince, sonuç hep aynı: Hastane koridorları dolup taşıyor. Hatırlayın, geçen yıl Ankara'da benzer bir kaza olmuş, 15 kişi yaralanmıştı; o zaman da "daha dikkatli olalım" demişlerdi, ama ne değişti?
Trafik kazalarını incelediğimde, Türkiye'deki durumun Avrupa'ya kıyasla berbat olduğunu görüyorum. Mesela Almanya'da, otobüs şoförleri yılda 50 saat eğitim alıyor ve araçlar sensörlerle dolu; bizde ise çoğu zaman eski model servisler, lastikleri aşınmış halde yola çıkıyor. Ben kendi deneyimlerimden biliyorum, geçen ay İstanbul trafiğinde bir servis şoförünün telefonla konuşarak şerit değiştirdiğini gördüm; sonuç, arkadan gelen araba zikzak çizmek zorunda kaldı. Rakamlara bakarsak, TÜİK verilerine göre son beş yılda trafik kazalarında yaralanma oranı yüzde 30 arttı, oysa İskandinav ülkelerinde bu oran düşüşte.
Bunun arkasında sadece şoför hatası yok, altyapı eksiklikleri de başrol oynuyor. Düşünün, o çarpışma muhtemelen virajlı bir yolda oldu; Türkiye'de yolların yüzde 40'ı standartlara uymuyor, oysa ABD'de her otoyol, bariyer ve uyarı levhalarıyla dolu. Benzer kazalarda, servis firmalarının maliyetleri kısmak için bakımları atladığını duyuyorum sık sık; mesela bir marka, geçtiğimiz aylarda araçlarını ucuz parçalarla tamir ettiği için ceza yemişti. Bu tür ihmaller, 20 yaralıdan fazlasını etkileyebilir; aileler haftalarca hastane kapılarında beklerken, hayatlar altüst olur.
Nasihat vermek gerekirse, şoförler en azından yola çıkmadan önce bir fincan kahve içip odaklanmalı, ama bu yeterli değil. Trafik bakanlığının denetimleri sıkılaştırması şart; mesela her servise GPS takılsın, hız limiti aşıldığında alarm versin. Popüler kültürden bir örnek vereyim, "Fast and Furious" filmlerinde arabalar uçuyor ama gerçek hayatta böyle numaralar ölüm getiriyor. Sonuçta, bu kazalar sadece sayı değil, her seferinde bir uyarı; ama biz hala aynı hatayı tekrarlıyoruz.
Kısacası, 20 yaralı olayını sadece bir başlık olarak görmeyin; bu, sistemin çürük yerlerini gösteriyor. Benzer faciaları önlemek için, herkesin kendi aracında emniyet kemerini takması dışında, devletin de adım atması lazım. Mesela son verilere göre, kemer kullanımı Türkiye'de sadece yüzde 60; bu oran Avustralya'da yüzde 95. Eğer bu devam ederse, yarın başka bir şehirde yeni bir kaza haberi duyacağız, ve bu sefer sayı 20'den fazla olabilir.
Trafik kazalarını incelediğimde, Türkiye'deki durumun Avrupa'ya kıyasla berbat olduğunu görüyorum. Mesela Almanya'da, otobüs şoförleri yılda 50 saat eğitim alıyor ve araçlar sensörlerle dolu; bizde ise çoğu zaman eski model servisler, lastikleri aşınmış halde yola çıkıyor. Ben kendi deneyimlerimden biliyorum, geçen ay İstanbul trafiğinde bir servis şoförünün telefonla konuşarak şerit değiştirdiğini gördüm; sonuç, arkadan gelen araba zikzak çizmek zorunda kaldı. Rakamlara bakarsak, TÜİK verilerine göre son beş yılda trafik kazalarında yaralanma oranı yüzde 30 arttı, oysa İskandinav ülkelerinde bu oran düşüşte.
Bunun arkasında sadece şoför hatası yok, altyapı eksiklikleri de başrol oynuyor. Düşünün, o çarpışma muhtemelen virajlı bir yolda oldu; Türkiye'de yolların yüzde 40'ı standartlara uymuyor, oysa ABD'de her otoyol, bariyer ve uyarı levhalarıyla dolu. Benzer kazalarda, servis firmalarının maliyetleri kısmak için bakımları atladığını duyuyorum sık sık; mesela bir marka, geçtiğimiz aylarda araçlarını ucuz parçalarla tamir ettiği için ceza yemişti. Bu tür ihmaller, 20 yaralıdan fazlasını etkileyebilir; aileler haftalarca hastane kapılarında beklerken, hayatlar altüst olur.
Nasihat vermek gerekirse, şoförler en azından yola çıkmadan önce bir fincan kahve içip odaklanmalı, ama bu yeterli değil. Trafik bakanlığının denetimleri sıkılaştırması şart; mesela her servise GPS takılsın, hız limiti aşıldığında alarm versin. Popüler kültürden bir örnek vereyim, "Fast and Furious" filmlerinde arabalar uçuyor ama gerçek hayatta böyle numaralar ölüm getiriyor. Sonuçta, bu kazalar sadece sayı değil, her seferinde bir uyarı; ama biz hala aynı hatayı tekrarlıyoruz.
Kısacası, 20 yaralı olayını sadece bir başlık olarak görmeyin; bu, sistemin çürük yerlerini gösteriyor. Benzer faciaları önlemek için, herkesin kendi aracında emniyet kemerini takması dışında, devletin de adım atması lazım. Mesela son verilere göre, kemer kullanımı Türkiye'de sadece yüzde 60; bu oran Avustralya'da yüzde 95. Eğer bu devam ederse, yarın başka bir şehirde yeni bir kaza haberi duyacağız, ve bu sefer sayı 20'den fazla olabilir.
00