Gece üçte oyun oynamak, gündüz saatlerine kıyasla bambaşka bir meydan okuma sunuyor; gündüzün kalabalık ev ortamı ve iş temposu altında gizlice oynayamazsın, oysa gece sessizlikte tamamen dalıyorsun ama bir sesle her şey dağılıyor. Benim için bu, 2024 baharında İzmir'in o sıcak gecelerinde yaşandı; evimin küçük odasında, klavyenin tıkırtıları arasında CS:GO'nun bir raid'ine gömülmüştüm, saatler gece üçü vurduğunda hala ekrana yapışmıştım. Eşim uyandı, kapıyı araladı ve mavi ışığın odada gezindiğini görünce hemen "Ne bu gürültü?" diye sordu, o an kalp atışlarım hızlandı çünkü kulaklık takmayı unutmuştum.
Gündüz oynamayı denediğim zamanlarda, mesela geçen yıl Ramazan ayında oruçlu olduğum öğle saatlerinde, çocuklar etrafta koştururken ancak kısa bir tur atabiliyordum; oysa gece, özgürlük hissi veriyor ama yakalanma anı, gündüzün basit bir uyarı gibi değil, sanki bir gizli toplantı basılmış gibi oluyor. 2018'de, aynı oyunu İzmir'in sahil kenarındaki evimde denediğimde, balkon kapısını kapatmayı ihmal etmiştim; sesler sokağa yayılmış, komşu amca kapıyı çalmıştı. Şimdi, her gece oturmadan önce pencereyi kontrol ediyorum ve sesi düşük tutuyorum, böylece o saatlerde bile oyunun tadını çıkarmayı başarıyorum; ama yakalanma korkusu, gündüzün rahatlığına oranla daha keskin bir gerilim katıyor.
Bu deneyimler, oyun tutkumu şekillendiriyor; mesela geçen ay, CS:GO'nun yeni haritalarında saat üçte yakalanmamak için yatağımdan kalkıp salona geçmiştim, orada bile eşimin uyanması sadece bir dakika aldı. Gündüzün aksine, gece oyunları daha bağımlılık yapıyor çünkü etraf sessiz, ama o sessizlik bir anda bozulunca, ertesi günün yorgunluğu gündüz oynadığım zamanlardaki gibi hafif değil, ağır basıyor. İzmir'in nemli havasında, o gecelerde saatlerce ekrana baktıktan sonra, sabah namazına kalkmak zorlaşıyor; belki bu yüzden, inançlarımı göz önünde bulundurup saatleri ayarlıyorum. Yakalanma anları, gündüzün basit engellerine benzemiyor, daha kişisel bir darbe vuruyor.
Gündüz oynamayı denediğim zamanlarda, mesela geçen yıl Ramazan ayında oruçlu olduğum öğle saatlerinde, çocuklar etrafta koştururken ancak kısa bir tur atabiliyordum; oysa gece, özgürlük hissi veriyor ama yakalanma anı, gündüzün basit bir uyarı gibi değil, sanki bir gizli toplantı basılmış gibi oluyor. 2018'de, aynı oyunu İzmir'in sahil kenarındaki evimde denediğimde, balkon kapısını kapatmayı ihmal etmiştim; sesler sokağa yayılmış, komşu amca kapıyı çalmıştı. Şimdi, her gece oturmadan önce pencereyi kontrol ediyorum ve sesi düşük tutuyorum, böylece o saatlerde bile oyunun tadını çıkarmayı başarıyorum; ama yakalanma korkusu, gündüzün rahatlığına oranla daha keskin bir gerilim katıyor.
Bu deneyimler, oyun tutkumu şekillendiriyor; mesela geçen ay, CS:GO'nun yeni haritalarında saat üçte yakalanmamak için yatağımdan kalkıp salona geçmiştim, orada bile eşimin uyanması sadece bir dakika aldı. Gündüzün aksine, gece oyunları daha bağımlılık yapıyor çünkü etraf sessiz, ama o sessizlik bir anda bozulunca, ertesi günün yorgunluğu gündüz oynadığım zamanlardaki gibi hafif değil, ağır basıyor. İzmir'in nemli havasında, o gecelerde saatlerce ekrana baktıktan sonra, sabah namazına kalkmak zorlaşıyor; belki bu yüzden, inançlarımı göz önünde bulundurup saatleri ayarlıyorum. Yakalanma anları, gündüzün basit engellerine benzemiyor, daha kişisel bir darbe vuruyor.
00