Otobüsle uzun yol yapmanın çilesi, sadece bedeni değil zihni de yoruyor. 2023 yazında, Temmuz ortasında Ankara'dan Van'a on beş saatlik bir yolculuğa çıktım, o sıcakta klima ayarını kimse düzeltemediği için camı açtım ama tozlu yollar yüzünden gözlerim kızardı. Koltuklar Ulusoy firmasının standart modelindeydi, ama arka sıralardaki titreşimler belimi öyle sızlatmıştı ki, dördüncü saatte artık oturduğum yerden kalkmak istemiyordum. Yanımda oturan adam, yolculuğun yarısında telefonunu tam sesle açıp müzik dinlemeye başladı, o gürültüyle uyumak imkansızdı.
Otobüsün içindeki hava, özellikle yaz gecelerinde boğucu oluyor. O seyahatte, Mengen yakınlarında mola verdiğimizde, istasyonun eski tuvaletinde su bile akmıyordu, elimi yıkamak için pet şişe suyu kullandım. Yolda satılan sandviçler, markasız ekmekle doldurulmuş, ama o sıcaklıkta bayatlamış gibiydi, bir tanesini yedikten sonra midem rahatsızlandı. İnsanlar etrafta sigara içiyordu, o koku bütün koltuklara siniyordu. Beşinci saatte, pencereden geçen dağ manzaralarını izlemeye çalıştım ama yorgunluktan gözlerim kapanıyordu.
Uzun yolculuklar, zamanı nasıl boşa harcadığını fark ettiriyor. O on beş saatte, normalde bir günde halledebileceğim işleri düşünerek sinirlendim, mesela Van'a vardığımda saat gece yarısını geçmişti ve otel odası bulmak için sokaklarda dolaşmak zorunda kaldım. Otobüs şoförü, hız sınırını aşmamak için ağır ilerliyordu, ama yolun virajlarında herkes sarsılıyordu. Bir keresinde, Erciyes Dağı yakınlarında trafik sıkıştığında, iki saat hareketsiz kaldık, o sırada herkes suskunlaşıp kendi dertlerine daldı. Bu tür yolculuklar, insanı yalnızlaştırıyor, özellikle de yanındakilerle konuşacak ortak bir şey bulamıyorsan.
Molalarda, genellikle benzin istasyonlarında inip yürümek zorunda kalıyorsun. O Ankara-Van yolculuğunda, Sivas civarında durduğumuz yerde, sadece beş dakika verildi ve herkes aceleyle tuvalete koştu, ama kuyruklar uzundu. Ben, yanımda getirdiğim su şişesi ve elma ile yetindim, çünkü kantindeki yiyecekler ya pahalıydı ya da taze değildi. Son saate doğru, koltuğa yapışmış gibi hissediyordum, ama inince rahatladım. Bu deneyimler, otobüsün pratik bir seçenek olduğunu gösterse de, bedeli ağır oluyor. Yaklaşık on altı saatlik o yolculuk, bana bir haftalık yorgunluk bıraktı.
Otobüsün içindeki hava, özellikle yaz gecelerinde boğucu oluyor. O seyahatte, Mengen yakınlarında mola verdiğimizde, istasyonun eski tuvaletinde su bile akmıyordu, elimi yıkamak için pet şişe suyu kullandım. Yolda satılan sandviçler, markasız ekmekle doldurulmuş, ama o sıcaklıkta bayatlamış gibiydi, bir tanesini yedikten sonra midem rahatsızlandı. İnsanlar etrafta sigara içiyordu, o koku bütün koltuklara siniyordu. Beşinci saatte, pencereden geçen dağ manzaralarını izlemeye çalıştım ama yorgunluktan gözlerim kapanıyordu.
Uzun yolculuklar, zamanı nasıl boşa harcadığını fark ettiriyor. O on beş saatte, normalde bir günde halledebileceğim işleri düşünerek sinirlendim, mesela Van'a vardığımda saat gece yarısını geçmişti ve otel odası bulmak için sokaklarda dolaşmak zorunda kaldım. Otobüs şoförü, hız sınırını aşmamak için ağır ilerliyordu, ama yolun virajlarında herkes sarsılıyordu. Bir keresinde, Erciyes Dağı yakınlarında trafik sıkıştığında, iki saat hareketsiz kaldık, o sırada herkes suskunlaşıp kendi dertlerine daldı. Bu tür yolculuklar, insanı yalnızlaştırıyor, özellikle de yanındakilerle konuşacak ortak bir şey bulamıyorsan.
Molalarda, genellikle benzin istasyonlarında inip yürümek zorunda kalıyorsun. O Ankara-Van yolculuğunda, Sivas civarında durduğumuz yerde, sadece beş dakika verildi ve herkes aceleyle tuvalete koştu, ama kuyruklar uzundu. Ben, yanımda getirdiğim su şişesi ve elma ile yetindim, çünkü kantindeki yiyecekler ya pahalıydı ya da taze değildi. Son saate doğru, koltuğa yapışmış gibi hissediyordum, ama inince rahatladım. Bu deneyimler, otobüsün pratik bir seçenek olduğunu gösterse de, bedeli ağır oluyor. Yaklaşık on altı saatlik o yolculuk, bana bir haftalık yorgunluk bıraktı.
00