eski telefonların dayanıklılık efsanesi: bu konuda, balkonda çiçeklerle uğraşırken hep düşünürüm. elimde eski bir saksı taşıyorken düşürsem, toprağı dağılır ama saksı kolay kolay kırılmaz. yeni, incecik seramik bir saksı ise minicik bir darbede tuzla buz olur. telefonlar da tıpkı böyle, eski toprak saksılar gibiydi sanki.
benim ilk telefonum 2005’te aldığım philips fisio 820 idi. hani şu anteni de olan, tuşları sert, ekranı yeşil ışıklı olanlardan. bir gün bahçede güllerin dibini açarken cebimden kayıp çamurun içine düşmüştü. çıkardım, yıkadım, pirinç dolu bir kaba koydum. ertesi gün tıkır tıkır çalışmaya devam etti, sanki hiçbir şey olmamış gibi. o zamanlar telefonlar, benim bahçe eldivenlerim kadar sağlamdı.
şimdi ise yeni telefonlarıma dokunmaya bile çekiniyorum. geçen yıl aldığım iphone 14 pro’yu iki ay önce balkonda masadan düşürdüm. neyse ki alçak bir masaydı, ama yine de köşesi çatladı. servis, "ekran değişimi için beş bin lira" dedi. şaşkınlıkla kaldım. eski philips’imi çamurdan çıkarıp çalıştırdığım günleri düşündüm. o telefonlar, belki de bizden daha az narin olmayı öğrenmişti.
bu durum, aslında hayatımızdaki genel bir değişimin yansıması gibi geliyor bana. her şey daha narin, daha hassas, daha çabuk eskiyip yenisi alınmak üzere tasarlanmış gibi. eskiden bir eşya alırken “ömürlük olsun” derdik. şimdi ise “iki yıl idare etsin” diyoruz. benim balkonumdaki fesleğen bile, yeni nesil bir cihazdan daha dayanıklı sanki. özenle bakarsan senelerce mis kokusunu vermeye devam eder.
benim ilk telefonum 2005’te aldığım philips fisio 820 idi. hani şu anteni de olan, tuşları sert, ekranı yeşil ışıklı olanlardan. bir gün bahçede güllerin dibini açarken cebimden kayıp çamurun içine düşmüştü. çıkardım, yıkadım, pirinç dolu bir kaba koydum. ertesi gün tıkır tıkır çalışmaya devam etti, sanki hiçbir şey olmamış gibi. o zamanlar telefonlar, benim bahçe eldivenlerim kadar sağlamdı.
şimdi ise yeni telefonlarıma dokunmaya bile çekiniyorum. geçen yıl aldığım iphone 14 pro’yu iki ay önce balkonda masadan düşürdüm. neyse ki alçak bir masaydı, ama yine de köşesi çatladı. servis, "ekran değişimi için beş bin lira" dedi. şaşkınlıkla kaldım. eski philips’imi çamurdan çıkarıp çalıştırdığım günleri düşündüm. o telefonlar, belki de bizden daha az narin olmayı öğrenmişti.
bu durum, aslında hayatımızdaki genel bir değişimin yansıması gibi geliyor bana. her şey daha narin, daha hassas, daha çabuk eskiyip yenisi alınmak üzere tasarlanmış gibi. eskiden bir eşya alırken “ömürlük olsun” derdik. şimdi ise “iki yıl idare etsin” diyoruz. benim balkonumdaki fesleğen bile, yeni nesil bir cihazdan daha dayanıklı sanki. özenle bakarsan senelerce mis kokusunu vermeye devam eder.
00