2016 yazında, İzmir'de bir hayvan barınağına ilk kez gönüllü olarak gitmiştim. O dönem üniversite yeni bitmişti, iş arıyordum, kafam karışık. Barınağa sabah 10 gibi vardım, görevli kadın “bugün 15 kişi bekliyoruz” dedi. Fakat toplamda üç kişi geldik, ikisi de benden yaşça büyüktü, tanıdıklarıymış zaten. Birkaç köpeği yıkadık, kutuları düzenledik, sonra görevliyle oturup çay içtik. Dışarıda geçen dört saatte, kimse ziyaret etmedi, bağış bırakmadı. O zaman ilk kez “neden daha fazla kişi yok” diye düşündüm. Sosyal medyada herkes “can dostlarımıza sahip çıkalım” yazıyor ama icraata çıkan yok.
Bir kere de 2019'da, İstanbul Kadıköy’de bir kitap toplama kampanyasına katıldım. Yer: Moda’daki küçük belediye parkı. Organizasyon üç saat sürecek denmişti. Yirmi kutu kitap toplamayı hayal etmişler, elde kalan sadece dört koli oldu. Benim getirdiğim kitaplar dahil. Gelenler genelde yaşlı teyzelerdi, gençlerden neredeyse kimse yoktu. Parkta yanımızdan geçenler, kutulara şöyle bir bakıp hemen uzaklaştı. Bir tanesi, “ben kitap okumuyorum, bana ne” deyip geçti. O an kafamda şu netleşti: Gönüllülük, bizde daha çok bir sosyal medya postundan ibaret.
Çocukken anneannem köyde her pazar birine yardım eder, “paylaşmazsan elin dar olur” derdi. Ama şehirde bu işler ya “CV’ye yazmak için” ya da “arkadaş zoruyla” yapılıyor gibi geliyor bana. Geçen sene İstanbul’da büyük bir deprem tatbikatı yapılacaktı. Mahalleliye broşür dağıttılar, WhatsApp gruplarından çağrı geldi. Son gün sadece dört kişi katıldı. İlk 15 dakika sohbet, sonra herkes evine döndü. Sadece selfie çekip instagrama atan bir çift o gün oradaydı, sonra hiç gözükmediler.
Kendi gözlemim şu: Türkiye’de gönüllülük, çoğunluk için hâlâ angarya. İşin aslı, “ben ne kazanırım” mantığı yaygın. Sabah altıda kalkıp sahile çöp toplamaya gelen insan bulmak zor. Komşuya yardım etmek için kapı çalmak bile çoğu kişiye “fazlalık” gibi geliyor. Gönüllülük deyince herkes duyarlı, ama işin ucunda iş, zaman ve zahmet varsa kimse ortalıkta yok.
Bir kere de 2019'da, İstanbul Kadıköy’de bir kitap toplama kampanyasına katıldım. Yer: Moda’daki küçük belediye parkı. Organizasyon üç saat sürecek denmişti. Yirmi kutu kitap toplamayı hayal etmişler, elde kalan sadece dört koli oldu. Benim getirdiğim kitaplar dahil. Gelenler genelde yaşlı teyzelerdi, gençlerden neredeyse kimse yoktu. Parkta yanımızdan geçenler, kutulara şöyle bir bakıp hemen uzaklaştı. Bir tanesi, “ben kitap okumuyorum, bana ne” deyip geçti. O an kafamda şu netleşti: Gönüllülük, bizde daha çok bir sosyal medya postundan ibaret.
Çocukken anneannem köyde her pazar birine yardım eder, “paylaşmazsan elin dar olur” derdi. Ama şehirde bu işler ya “CV’ye yazmak için” ya da “arkadaş zoruyla” yapılıyor gibi geliyor bana. Geçen sene İstanbul’da büyük bir deprem tatbikatı yapılacaktı. Mahalleliye broşür dağıttılar, WhatsApp gruplarından çağrı geldi. Son gün sadece dört kişi katıldı. İlk 15 dakika sohbet, sonra herkes evine döndü. Sadece selfie çekip instagrama atan bir çift o gün oradaydı, sonra hiç gözükmediler.
Kendi gözlemim şu: Türkiye’de gönüllülük, çoğunluk için hâlâ angarya. İşin aslı, “ben ne kazanırım” mantığı yaygın. Sabah altıda kalkıp sahile çöp toplamaya gelen insan bulmak zor. Komşuya yardım etmek için kapı çalmak bile çoğu kişiye “fazlalık” gibi geliyor. Gönüllülük deyince herkes duyarlı, ama işin ucunda iş, zaman ve zahmet varsa kimse ortalıkta yok.
00