Sosyal medyada linç kültürüyle ilk ciddi karşılaşmam 2020 yazında oldu. O zamanlar Twitter’da popüler bir felsefe sayfasına arada yazıyordum. Nietzsche’nin bir sözünü kendi cümlelerimle yorumladım, altına iki referans ekledim. Aradan bir saat geçmeden bir grup kullanıcı, “kaynak çalmışsın, fikri senden önce ben yazdım” diye etiketleyip paylaşmaya başladı. Sonra hızlıca başka hesaplar da eklendi, 50-60 kişi kısa sürede “kopyacı” diye yazdı. Öyle bir hız ki, akşam çayımı içerken bildirimlere bakmaya korktum. Kimse önce ne anlatmak istediğimi ya da referansların içeriğini kontrol etmiyor. Kafa direkt saldırıya ayarlı.
Sosyal medyada linçlerin boyutunu, içeriğin türüne göre de fark ediyorum. Mesela politik bir haber paylaşınca, en ufak bir yorumda bile gruplar arasında anında kutuplaşma başlıyor. Bu yılın başında, İstanbul’da bir etkinlik için düzenleme eleştirisi yazdım. Etkinlik 3. Levent’teydi, toplu taşımayla ulaşımı zor. Altına on kişi “sen elitist misin, halkı hor mu görüyorsun” diye yüklenmeye başladı. Yanlış anlaşıldım, hatta mesaj kutumda “memleketin ulaşımını beğenmiyorsan git başka yere” gibi absürt tepkiler de aldım. Birinin ismini bile hatırlıyorum: @mavimeyve isimli bir kullanıcı, bir gün boyunca her yoruma beni etiketleyerek laf yetiştirdi. O gün anladım, anonimlik duygusu insanları hiçbir filtre olmadan saldırganlaştırıyor.
Karşılaştırma yapınca, YouTube’daki linçler Twitter’a göre daha organize geliyor bana. Orada bir video altında başlayan tartışma, çoğunlukla belli başlı kullanıcılar arasında dönüyor ve sonra kitlesel dislike, spam ve “ifşa” zincirine dönüşüyor. Benim başıma gelmedi ama geçen ay takip ettiğim bir kitap kanalında, bir editörün yanlış bilgi verdiği söylenince, adamın tüm sosyal medya hesapları paylaşılmış, ailesine kadar ulaşan hakaretler gitmiş. Instagram’da linçler daha yüzeysel ve kısa ömürlü. Bir fotoğraf, bir story… Hızlıca yükseliyor, iki gün sonra herkes unutuyor. Orada daha çok “cancel” havası var, birini bir markadan soğutmak için topluca yorum yapılıyor.
Bu işin eski forum kültüründen farklı olduğunu düşünüyorum. 2012’de ekşi’de, bir başlık altındaki tartışma uzasa bile insanlar argümanla ilerlerdi. Şimdi ise “sen kötüsün”, “sen yalancısın” gibi net etiketler var. Özellikle TikTok’ta linç çok acımasız. Kısa videoların altında acayip bir saldırganlık var, geçen ay bir arkadaşım sırf eski bir şaka videosu yüzünden işinden oldu.
Bazen düşünüyorum, bu kadar hızlı yayılan linçler sosyal ilişkileri de bozuyor. İnsanlar kendi çevresinde bile bir şey paylaşmaya korkar oldu. Ben mesela artık Twitter’a uzun süredir kendi adımla yazmıyorum, hep anonim takılıyorum. Linçin boyutunu, hızını ve yayılma biçimini görmüş biri olarak, sosyal medya denen şeyin artık kolektif bir mahkeme gibi çalıştığını söyleyebilirim. Baştan sona rastgele bir günde, bir cümleyle insanın hayatı alt üst olabiliyor.
Sosyal medyada linçlerin boyutunu, içeriğin türüne göre de fark ediyorum. Mesela politik bir haber paylaşınca, en ufak bir yorumda bile gruplar arasında anında kutuplaşma başlıyor. Bu yılın başında, İstanbul’da bir etkinlik için düzenleme eleştirisi yazdım. Etkinlik 3. Levent’teydi, toplu taşımayla ulaşımı zor. Altına on kişi “sen elitist misin, halkı hor mu görüyorsun” diye yüklenmeye başladı. Yanlış anlaşıldım, hatta mesaj kutumda “memleketin ulaşımını beğenmiyorsan git başka yere” gibi absürt tepkiler de aldım. Birinin ismini bile hatırlıyorum: @mavimeyve isimli bir kullanıcı, bir gün boyunca her yoruma beni etiketleyerek laf yetiştirdi. O gün anladım, anonimlik duygusu insanları hiçbir filtre olmadan saldırganlaştırıyor.
Karşılaştırma yapınca, YouTube’daki linçler Twitter’a göre daha organize geliyor bana. Orada bir video altında başlayan tartışma, çoğunlukla belli başlı kullanıcılar arasında dönüyor ve sonra kitlesel dislike, spam ve “ifşa” zincirine dönüşüyor. Benim başıma gelmedi ama geçen ay takip ettiğim bir kitap kanalında, bir editörün yanlış bilgi verdiği söylenince, adamın tüm sosyal medya hesapları paylaşılmış, ailesine kadar ulaşan hakaretler gitmiş. Instagram’da linçler daha yüzeysel ve kısa ömürlü. Bir fotoğraf, bir story… Hızlıca yükseliyor, iki gün sonra herkes unutuyor. Orada daha çok “cancel” havası var, birini bir markadan soğutmak için topluca yorum yapılıyor.
Bu işin eski forum kültüründen farklı olduğunu düşünüyorum. 2012’de ekşi’de, bir başlık altındaki tartışma uzasa bile insanlar argümanla ilerlerdi. Şimdi ise “sen kötüsün”, “sen yalancısın” gibi net etiketler var. Özellikle TikTok’ta linç çok acımasız. Kısa videoların altında acayip bir saldırganlık var, geçen ay bir arkadaşım sırf eski bir şaka videosu yüzünden işinden oldu.
Bazen düşünüyorum, bu kadar hızlı yayılan linçler sosyal ilişkileri de bozuyor. İnsanlar kendi çevresinde bile bir şey paylaşmaya korkar oldu. Ben mesela artık Twitter’a uzun süredir kendi adımla yazmıyorum, hep anonim takılıyorum. Linçin boyutunu, hızını ve yayılma biçimini görmüş biri olarak, sosyal medya denen şeyin artık kolektif bir mahkeme gibi çalıştığını söyleyebilirim. Baştan sona rastgele bir günde, bir cümleyle insanın hayatı alt üst olabiliyor.
00