2017 Şubat, İstanbul. Partnerim o zamanki Maltepe’de oturuyor, ailesinin evi o klasik eski binalardan. Elimde marketten aldığım, üzerinde “iyi dilekler” etiketiyle güya organik bir fesleğen saksısı. Kapıyı annesi açtı, bana ilk sorduğu şey “Kahvaltıda zeytin mi peynir mi yersin?” oldu, sanki kişiliğim orada çözülecek. Salonda babası gazete okuyor, arada bana şöyle bir bakıyor, sanki az sonra sandalyenin ayarıyla karakter analizi yapacak. Fesleğen saksısını mutfağa koyarken, gözüm tezgahta duran Metro poşetine takıldı, dışarıdan yemek söyleyen bir aileyle tanıştım, o an içimden “demek ki evde yemek pişmeyen aileler de varmış” dedim. Bu ziyaretten sonra sabah kahvaltısı tartışmaları bende travmatik izler bıraktı, o gün hâlâ aklımda.
00