2018 Aralık’ıydı, Adana’da hava hafif serin, ben elimde Yüreğir pazarından aldığım portakal poşetiyle sevgilimin ailesinin kapısını çaldım. Markası falan yok, dümdüz portakal, kilosu 2 lira. Kapıyı babası açtı, daha ilk dakikada “Sen Adanalı mısın?” diye sordu, portakalları görünce yüzü güldü. İçeri girdikten sonra ilk beş dakika konuşmadım, çünkü herkes televizyonda Adanaspor maçını izliyordu. Anneleri çay koydu, ben de portakalları mutfağa götürüp dilimledim, üzerlerine azıcık tuz serptim. O an herkes bana döndü, “Bunu kimden öğrendin?” dediler, vallahi kendi usulüm dedim, ilk defa deniyorum. Sohbet oradan Adana usulü yemeklere kaydı, baba bana yiğit mi yiğit diye takıldı, ben de şaka yollu “Portakallı kebap yapsak yenir” dedim, gülüştük. Yani ilk ziyaretin raconu Adana’da direkt portakalla açılıyor, hiç çiçek böcek işleriyle uğraşmadım, sade ve net.
00