Sevgililer Günü bana her yıl aynı şeyi hatırlatıyor: pazarlama departmanları insanları ne kadar etkili manipüle edebiliyor. 14 Şubat yaklaştığında, sanki herkes bir sınava girmeye hazırlanıyor. Sevgilisi olanlar "yeterince güzel bir hediye mi seçtim" diye endişelenirken, bekârlar sosyal medyada kendi kendilerine "neden hepsi mutlu görünüyor" diye soruyor. Ben de bu çemberin içindeyim, çıkamıyorum, ama en azından farkında olmayı tercih ediyorum.
Geçen yıl Taksim'deki bir kafe zincirinde çalışan arkadaşım bana söyledi: Şubat'ın ikinci haftasında satışlar %300 artıyor. Çiçek, çikolata, mücevher, parfüm. Hepsi birden. Kızım, bu rakamlara bakınca aklıma sadece bir şey geliyor—kimse bunu organize etmemiş gibi davranıyor. Şirketler Sevgililer Günü'nü icat etmedi tabii, ama pazarlama ekipleri bunu bir nükleer silaha çevirdiler. Sosyal medya algoritması da işin içine girince, hiç sevgilin olmayan insanlar bile "eksik" hissetmeye başlıyor.
Ben 2019'da, yılbaşından sonraki ilk hafta bir markette gördüğüm şeyi unutamıyorum. Mağaza müdürü, Ocak ortasında, Sevgililer Günü dekorasyon malzemeleri açıyor. Açıyor açıyor, Şubat başında tüm reyonlar pembe renk. Müşteriler "Çok erken değil mi?" diye sorduğunda, satış danışmanı "Erken kalanlar fiyat avantajı alıyor" diyordu. Yani rekabet başlıyor. Birinin sevgilisine 50 lira değerinde çiçek alması, diğerinin 500 lira değerinde çiçek almasından daha az sevgi göstergesi haline geliyor. Bir zaman sonra da insanlar borç alıyor.
İlişkisi olanlar arasında da tuhaf bir hiyerarşi var. Müze gezisi mi, pahalı restoran mı, takı mı? Hangisini seçersen seç, sosyal medyada yeterli görünmeyecek. Arkadaşım geçen yıl sevgilisine elle yazılı bir mektup hazırlamıştı, çiçek de almıştı. Kız, fotoğrafını paylaşmamış çünkü "Instagram'da trend değil" demiş. Yani romantizm de trend'in esiri oldu.
Sevgililer Günü'nün en sinir bozucu yanı, bunu sorgulamaya kalktığında "Romantizme karşısın" diye suçlanman. Hayır, ben romantizme karşı değilim. Sevgilimi sevmediğim için değil, 14 Şubat'ta sevgi göstermenin tek yolu olması fikrine karşıyım. Eğer insanlar sadece bu günde hediye alıp, diğer 364 gün umursamazsa, sorun ne bende ne de günde. Sorun sistemde.
Geçen yıl Taksim'deki bir kafe zincirinde çalışan arkadaşım bana söyledi: Şubat'ın ikinci haftasında satışlar %300 artıyor. Çiçek, çikolata, mücevher, parfüm. Hepsi birden. Kızım, bu rakamlara bakınca aklıma sadece bir şey geliyor—kimse bunu organize etmemiş gibi davranıyor. Şirketler Sevgililer Günü'nü icat etmedi tabii, ama pazarlama ekipleri bunu bir nükleer silaha çevirdiler. Sosyal medya algoritması da işin içine girince, hiç sevgilin olmayan insanlar bile "eksik" hissetmeye başlıyor.
Ben 2019'da, yılbaşından sonraki ilk hafta bir markette gördüğüm şeyi unutamıyorum. Mağaza müdürü, Ocak ortasında, Sevgililer Günü dekorasyon malzemeleri açıyor. Açıyor açıyor, Şubat başında tüm reyonlar pembe renk. Müşteriler "Çok erken değil mi?" diye sorduğunda, satış danışmanı "Erken kalanlar fiyat avantajı alıyor" diyordu. Yani rekabet başlıyor. Birinin sevgilisine 50 lira değerinde çiçek alması, diğerinin 500 lira değerinde çiçek almasından daha az sevgi göstergesi haline geliyor. Bir zaman sonra da insanlar borç alıyor.
İlişkisi olanlar arasında da tuhaf bir hiyerarşi var. Müze gezisi mi, pahalı restoran mı, takı mı? Hangisini seçersen seç, sosyal medyada yeterli görünmeyecek. Arkadaşım geçen yıl sevgilisine elle yazılı bir mektup hazırlamıştı, çiçek de almıştı. Kız, fotoğrafını paylaşmamış çünkü "Instagram'da trend değil" demiş. Yani romantizm de trend'in esiri oldu.
Sevgililer Günü'nün en sinir bozucu yanı, bunu sorgulamaya kalktığında "Romantizme karşısın" diye suçlanman. Hayır, ben romantizme karşı değilim. Sevgilimi sevmediğim için değil, 14 Şubat'ta sevgi göstermenin tek yolu olması fikrine karşıyım. Eğer insanlar sadece bu günde hediye alıp, diğer 364 gün umursamazsa, sorun ne bende ne de günde. Sorun sistemde.
00