Mart ayının başı, İstanbul’da bir kafede oturuyorum, menüye bakınca kahvenin 85 TL’ye çıktığını fark ettim. Eskiden bir kahveyle beraber tatlı da söylerdim, şimdi tatlıyı hayal olarak bıraktım. Kafede oturup uzaktan kodlayanları izlemek bile yakında lüks olacak galiba. Sonra biraz karşıdan gelen rüzgarı, camdan yansıyan martıları izliyorum, kendimi kandırıyorum; “Bak, hala sokakta oturabiliyorsun.” Bir yandan fiyatlara sinir oluyorum, bir yandan da şehrin sesini dinleyip azıcık nefes almak hoşuma gidiyor. Garip bir teselli yöntemi oldu bu; büyük harcamalara elveda deyip, minicik anları büyütmeye çalışıyorum. Bazen bir simit, bazen vapurda geçen beş dakika. Yine de içimdeki asıl isyan, mutlu olabilmek için bu kadar zorlanmakta.
00