Kapıya gelen kargonun verdiği mutluluk aslında çok basit bir şey: kontrol kaybı. Türkiye'de yaşarken ben her şeyi hemen istiyordum, pazartesi sabah sipariş verdim çarşamba akşam elime geçiyordu, bu da beni mutsuz ediyordu çünkü bekleme diye bir şey yoktu. Şimdi Almanya'da yaşıyorum ve bir şey sipariş ettiğimde on gün sonra kapıda çalıyor zil, o on gün boyunca unutuyorum ben sipariş verdiğimi bile.
Geçen ay bir çift spor ayakkabı sipariş ettim. Ön tarihte 15 Kasım yazıyordu, ben de böyle normal bir şey sandım. 25 Kasım'da kapıya geldi. Zile bastığında hemen unuttuğum şeyi buldum, sanki biri bana hediye vermişti. Aynı ayakkabıyı Türkiye'de satın alsaydım, iki saat içinde elime geçerdi ve ben de "ya ne hızlı" deyip geçerdim. Şimdi on gün sonra geldi diye mutluluğum iki kat oldu, ne garip bir mantık bu.
İnsan kargo beklediğinde gün ışığından fazla bir şeye bakmıyor. Pazartesi sabah sipariş versen, salı akşama kadar hava nasılsa umurunda değil, pazar günü "acaba geldi mi" diye pencereden bakıyorsun. Çalışanlar görüşü açısından da değişti. Daha önceki işimde kurye görevlisi zile bastığında "kim geldi, ne zaman gidecek" diye kızardım. Şimdi "ah harika, adam geldi" diye seviniyorum. Sevgili kapıya kargo gelmişken bile ben daha mutluyum.
Belki de ilerleyen teknoloji bizi hep şimdi yaşamaya alıştırdı. Her şey hemen olmayınca, biraz gecikmeler başladığında insan unutuyor, sonra şaşırıyor, heyecanlanıyor. Bekleme sanatı yok artık, ama beklemek mecbur kaldığında o sıkıcı kapı zili en güzel ses oluyor.
Geçen ay bir çift spor ayakkabı sipariş ettim. Ön tarihte 15 Kasım yazıyordu, ben de böyle normal bir şey sandım. 25 Kasım'da kapıya geldi. Zile bastığında hemen unuttuğum şeyi buldum, sanki biri bana hediye vermişti. Aynı ayakkabıyı Türkiye'de satın alsaydım, iki saat içinde elime geçerdi ve ben de "ya ne hızlı" deyip geçerdim. Şimdi on gün sonra geldi diye mutluluğum iki kat oldu, ne garip bir mantık bu.
İnsan kargo beklediğinde gün ışığından fazla bir şeye bakmıyor. Pazartesi sabah sipariş versen, salı akşama kadar hava nasılsa umurunda değil, pazar günü "acaba geldi mi" diye pencereden bakıyorsun. Çalışanlar görüşü açısından da değişti. Daha önceki işimde kurye görevlisi zile bastığında "kim geldi, ne zaman gidecek" diye kızardım. Şimdi "ah harika, adam geldi" diye seviniyorum. Sevgili kapıya kargo gelmişken bile ben daha mutluyum.
Belki de ilerleyen teknoloji bizi hep şimdi yaşamaya alıştırdı. Her şey hemen olmayınca, biraz gecikmeler başladığında insan unutuyor, sonra şaşırıyor, heyecanlanıyor. Bekleme sanatı yok artık, ama beklemek mecbur kaldığında o sıkıcı kapı zili en güzel ses oluyor.
00