Benim için ev taşımanın asıl maliyeti, klasik taşınma masraflarıyla başlamadı. 2022 Eylül’ünde Antalya’dan İstanbul’a taşındım. Taşıma şirketine verdiğim parayı zaten gözden çıkarmıştım, ama işin özeti şu: Kaybolan priz anahtarından tut, bir türlü bulunmayan matkap ucuna kadar her şey bir şekilde bana faturalandı. Taşınma sabahı, sabahın yedisi. Kahvaltı için hazırladığım son kalan French press kırılıyor, çünkü bir kolinin dibine sıkıştırmışım. O an 300 liralık kahve makinesi siparişiyle güne başlamak zorunda kaldım. Şehir değişince evin içindeki priz sayısı bile hesap dışı kalıyor, iki uzatma almak zorunda kaldım, tanesi 120 lira.
Yeni evin pencereleri, eski evdeki perdelerime düşman çıktı. Tül yetmedi, korniş uymadı, Altıntaş Mahallesi’nde bir perdeciden metrelik kumaş aldım, 350 lira bıraktım. İstanbul’da ilk haftada heder olan tek şey cüzdan değil, zaman. Çünkü taşınma kutularını açarken, her şeyi aynı şekilde bulmak hayal. Mesela küçük vida poşetini “kaybolmasın” diye özel ayırmıştım, tabii ki ilk çöpe giden o oldu. Akşamüstü Bauhaus’ta şu küçük vida setine 80 lira verdim, sırf eski kitaplığı kurabilmek için.
Bir de “taşınma ekstra masraf çıkartır” klişesi var, ama kimse o küçük harcamaların toplamını konuşmuyor. Akşam acıktım, mutfağa giriyorsun, yeni evin fırınında eski tepsi uymuyor. Yenisi için Migros’tan 200 lira daha. Arkadaş yardıma geldi, pizza söyledik, üstüne 160 lira. Bir hafta boyunca her gün başka bir eksik ortaya çıkıyor. Benim gibi şehir değiştiren biri için asıl şok, eski apartmanda unuttuğun posta kutusu anahtarı. O da gitti mi, eski mahalleye geri dön, 70 lira taksi.
En çok güldüğüm detay, kitaplar. Onlara özel koli yaptım, koli sağlam dursun diye taşınma bandı aldım, 4 rulo 80 lira. Sonra koli yırtıldı, yine kitap sırtları havada. Taşınma sırasında kaybedilen bir çift çorap, kırılan kupa, evde gereksiz görülen ama sonradan “ya bu neredeydi” dedirten her obje, cebinden damla damla gidiyor. Akşamları kutu açarken yavaş yavaş anlıyorsun, asıl masrafın hesap makinesine girmeyen küçük kayıplar olduğunu. Şehir değiştir, ev yenile, sonuç değişmiyor: En pahalı alışkanlık, unutulan küçük şeyler.
Yeni evin pencereleri, eski evdeki perdelerime düşman çıktı. Tül yetmedi, korniş uymadı, Altıntaş Mahallesi’nde bir perdeciden metrelik kumaş aldım, 350 lira bıraktım. İstanbul’da ilk haftada heder olan tek şey cüzdan değil, zaman. Çünkü taşınma kutularını açarken, her şeyi aynı şekilde bulmak hayal. Mesela küçük vida poşetini “kaybolmasın” diye özel ayırmıştım, tabii ki ilk çöpe giden o oldu. Akşamüstü Bauhaus’ta şu küçük vida setine 80 lira verdim, sırf eski kitaplığı kurabilmek için.
Bir de “taşınma ekstra masraf çıkartır” klişesi var, ama kimse o küçük harcamaların toplamını konuşmuyor. Akşam acıktım, mutfağa giriyorsun, yeni evin fırınında eski tepsi uymuyor. Yenisi için Migros’tan 200 lira daha. Arkadaş yardıma geldi, pizza söyledik, üstüne 160 lira. Bir hafta boyunca her gün başka bir eksik ortaya çıkıyor. Benim gibi şehir değiştiren biri için asıl şok, eski apartmanda unuttuğun posta kutusu anahtarı. O da gitti mi, eski mahalleye geri dön, 70 lira taksi.
En çok güldüğüm detay, kitaplar. Onlara özel koli yaptım, koli sağlam dursun diye taşınma bandı aldım, 4 rulo 80 lira. Sonra koli yırtıldı, yine kitap sırtları havada. Taşınma sırasında kaybedilen bir çift çorap, kırılan kupa, evde gereksiz görülen ama sonradan “ya bu neredeydi” dedirten her obje, cebinden damla damla gidiyor. Akşamları kutu açarken yavaş yavaş anlıyorsun, asıl masrafın hesap makinesine girmeyen küçük kayıplar olduğunu. Şehir değiştir, ev yenile, sonuç değişmiyor: En pahalı alışkanlık, unutulan küçük şeyler.
00