Ben geçen yaz, tam Temmuz 2023'te, İzmir'in sahil şeridinde koşuya başladım. O sırada aktarda satılan zencefil çayıyla vücudumu hazırlamaya çalışıyordum, her sabah 6'da denize bakan yürüyüş yolunda 1 kilometreden fazla gitmeye cesaret edemiyordum. Koşu, bana felsefi bir ayna tuttu, sanki hayatın o sonsuz döngüsünde her adım, bir varoluş sorgulamasıymış gibi. Üçüncü günde, rüzgarın saçlarımı savurduğu o dakikalarda, bedenimin sınırlarını keşfederken, "Neden durmadan ilerlemek zorundayız?" diye düşündüm, ama durmadım.
İlk on günde, ayakkabılarım olarak Adidas'ların eski modelini giymiştim, her seferinde 500 metre sonra nefesim tıkanıyordu. Bu, felsefi açıdan, özgürlüğün illüzyonunu hatırlatıyordu, çünkü koşmak sandığım gibi özgürleşmek değil, kendi hapishanenin duvarlarını genişletmekmiş. Bir akşam, güneş batarken, 800 metre koştuktan sonra durup denizi izledim, o an fark ettim ki her adım, geçmişe bir çizik atıyor. Vücudumun ağrıları, sanki hayatın fani acılarıymış gibi, beni daha derin düşüncelere itiyordu. İkinci haftada, tam 15. günde, sahildeki kum tepelerinde zorlandım, 2 kilometreyi ancak 25 dakikada tamamladım.
Koşunun felsefesi, bana göre, bir tür meditasyondu, ama ilk 30 günde bu meditasyon sandığım gibi huzur vermedi. Mesela, 20. günde, İzmir'in o nemli havasında 1.5 kilometreyi bitirdiğimde, zihnimde sorular belirdi: "Koşmak neden bir kaçış, yoksa bir kabul mü?" Eski günlerimde, aktarda müşterilere bitkisel karışımlar satarken, benzer sorgulamalar yapardım. Üçüncü haftada, her sabah 7'de başlarken, su şişemi yanımda taşıdım, 500 mililitre suyla birlikte zihnimi de suladım. Bu süreçte, dizlerimin sızısı, felsefi bir öğretmen gibiydi, bana bedenin ruhu nasıl şekillendirdiğini gösteriyordu.
Yirmi beşinci güne geldiğimde, artık 2 kilometreyi 20 dakikada bitiriyordum, ama bu başarı, bir illüzyonmuş gibi hissettirdi. Koşu parkurundaki ağaçların gölgeleri, sanki zamanın geçişini simgeliyordu, her turda biraz daha kendimi unutuyordum. Benim gibi 55 yaşında bir teyze için, bu ilk ay, hayatın o büyük oyununun bir provasıydı. Temmuz'un son günlerinde, sahilde 3 kilometreyi tamamladım, ama içimde hala o felsefi boşluk vardı, sanki koşmak bitse de sorular devam ediyordu. Bu deneyimler, beni daha çok düşündürdü, ama anlatacaklarım burada bitiyor. yılın o sıcak günlerinde, her adımda bir hikaye saklıydı.
İlk on günde, ayakkabılarım olarak Adidas'ların eski modelini giymiştim, her seferinde 500 metre sonra nefesim tıkanıyordu. Bu, felsefi açıdan, özgürlüğün illüzyonunu hatırlatıyordu, çünkü koşmak sandığım gibi özgürleşmek değil, kendi hapishanenin duvarlarını genişletmekmiş. Bir akşam, güneş batarken, 800 metre koştuktan sonra durup denizi izledim, o an fark ettim ki her adım, geçmişe bir çizik atıyor. Vücudumun ağrıları, sanki hayatın fani acılarıymış gibi, beni daha derin düşüncelere itiyordu. İkinci haftada, tam 15. günde, sahildeki kum tepelerinde zorlandım, 2 kilometreyi ancak 25 dakikada tamamladım.
Koşunun felsefesi, bana göre, bir tür meditasyondu, ama ilk 30 günde bu meditasyon sandığım gibi huzur vermedi. Mesela, 20. günde, İzmir'in o nemli havasında 1.5 kilometreyi bitirdiğimde, zihnimde sorular belirdi: "Koşmak neden bir kaçış, yoksa bir kabul mü?" Eski günlerimde, aktarda müşterilere bitkisel karışımlar satarken, benzer sorgulamalar yapardım. Üçüncü haftada, her sabah 7'de başlarken, su şişemi yanımda taşıdım, 500 mililitre suyla birlikte zihnimi de suladım. Bu süreçte, dizlerimin sızısı, felsefi bir öğretmen gibiydi, bana bedenin ruhu nasıl şekillendirdiğini gösteriyordu.
Yirmi beşinci güne geldiğimde, artık 2 kilometreyi 20 dakikada bitiriyordum, ama bu başarı, bir illüzyonmuş gibi hissettirdi. Koşu parkurundaki ağaçların gölgeleri, sanki zamanın geçişini simgeliyordu, her turda biraz daha kendimi unutuyordum. Benim gibi 55 yaşında bir teyze için, bu ilk ay, hayatın o büyük oyununun bir provasıydı. Temmuz'un son günlerinde, sahilde 3 kilometreyi tamamladım, ama içimde hala o felsefi boşluk vardı, sanki koşmak bitse de sorular devam ediyordu. Bu deneyimler, beni daha çok düşündürdü, ama anlatacaklarım burada bitiyor. yılın o sıcak günlerinde, her adımda bir hikaye saklıydı.
00