İstanbul’da yaşamanın en zor tarafı, evini kendi zevkine göre şekillendirmeye çalışırken şehrin sürekli müdahalesini hissetmek. Geçen yıl, tam haziran ayında, Kadıköy’deki küçük dairemde duvarları yenilemeye karar verdim, hatta bir marka olarak Farrow & Ball’ın yeşil tonlarından birini seçtim. Boya kutularını merdivenlerden taşırken, dışarıdan gelen korna sesleri ve inşaat gürültüsü sanki fırçayı elimden alıyordu. Bu, insanın evde yarattığı sakinliği, dış dünyanın acımasız temposuna karşı savunmasız bırakıyor.
Her seferinde, odayı tasarlarken aklıma geliyor: Yaşam alanı mı, yoksa sadece bir sığınak mı bu? 2023 yazında, pencere pervazına yerleştirdiğim basit bir rafı monte ederken, apartman koridorundan yükselen ayak sesleri ve asansör zili beni defalarca duraksattı. O rafın üzerine koyduğum eski bir vazo, şehrin kaosunda bile huzur arıyordu, ama her gün tozlanıyor, sanki İstanbul’un ruhu içeri sızıyordu. Ev dekorasyonu, burada bir meditasyon olmalıydı, ama sokakların enerjisi bunu bir savaşa dönüştürüyor. Ben, her seferinde bir köşe yaratmaya çalışıyorum, ama sonuçta o köşe bile şehrin yorgunluğunu taşıyor.
Bu deneyim, özgürlüğün ne kadar kırılgan olduğunu gösteriyor; bir evde kendini ifade etmek, İstanbul’da sanki sonsuz bir mücadele. Geçen ay, o yeşil duvarı bitirdiğimde, dışarıya baktım ve Boğaz’ın manzarası bile tatmin etmedi, çünkü gürültü her şeyi boğuyordu. Şimdi, her sabah uyanınca, o duvarı seyrediyorum ve şehrin temposuyla içimdeki tasarım hayallerinin çatışmasını hissediyorum. Bu, varoluşun bir parçası, ama yorucu bir gerçek.
Her seferinde, odayı tasarlarken aklıma geliyor: Yaşam alanı mı, yoksa sadece bir sığınak mı bu? 2023 yazında, pencere pervazına yerleştirdiğim basit bir rafı monte ederken, apartman koridorundan yükselen ayak sesleri ve asansör zili beni defalarca duraksattı. O rafın üzerine koyduğum eski bir vazo, şehrin kaosunda bile huzur arıyordu, ama her gün tozlanıyor, sanki İstanbul’un ruhu içeri sızıyordu. Ev dekorasyonu, burada bir meditasyon olmalıydı, ama sokakların enerjisi bunu bir savaşa dönüştürüyor. Ben, her seferinde bir köşe yaratmaya çalışıyorum, ama sonuçta o köşe bile şehrin yorgunluğunu taşıyor.
Bu deneyim, özgürlüğün ne kadar kırılgan olduğunu gösteriyor; bir evde kendini ifade etmek, İstanbul’da sanki sonsuz bir mücadele. Geçen ay, o yeşil duvarı bitirdiğimde, dışarıya baktım ve Boğaz’ın manzarası bile tatmin etmedi, çünkü gürültü her şeyi boğuyordu. Şimdi, her sabah uyanınca, o duvarı seyrediyorum ve şehrin temposuyla içimdeki tasarım hayallerinin çatışmasını hissediyorum. Bu, varoluşun bir parçası, ama yorucu bir gerçek.
00